TÜRK TARİHİ’NDEN ACI BİR YAPRAK: MAVİ ALAY

mavi

 

İbrahim Alpaslan GAVAZ

Türk Tarihi, her satırı fedakarlık, azim, acı ve kan ile yazılmış altından varaklardan müstakil bir kitaptır ki o kitap, okuyan her Türk Genci için bir yol gösterici meşale görevi görecektir şüphesiz. Yine bu Tarihin bir diğer özelliği de esarettense, ölümü tercih edecek kadar kendi benliğine tabi yani hürriyet ile dolup taşan, bağımsızlık ile dolup taşan bir bünyeye sahip olmasıdır. İşte bu bünyedir ki, yeri gelmiş beynimizdeki fikrin kıvılcımı, yeri gelmiş damarlarımızdaki kanın köpüğü, yeri gelmiş bedenlerimizin eti kemiği olmuş, savaş meydanlarında aşsız, aç açık kalan askerin besinini, evde onun yolunu gözleyen ailenin umudunu teşkil etmiş, atideki ufkun ışıktan sırmalarını saçmıştır. Bu altın varaklardan müstakil kitabımızın aralayacak olduğumuz yaprağı ise bize Karadeniz’in öte yakasından, Kırım’dan bahsedecek.

 mavi1
Türkmen SS Askerleri

Her yıl, Mayıs ayı sonuna doğru Almanya’da yaşayan Türk Toplulukları –ve hatta Müslüman toplum- sebebini tam olarak bilmedikleri bir anma töreni için Münih kentinde camileri doldururlar. Bu anmanın sebebi aslında İkinci Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru Almanların yenilgiye uğraması sonucu ricat etmeleri yani geri çekilmeleri sonrası, evvelden yine Almanlarca Avrupa içlerine yerleştirilmiş yaklaşık 7000 kadar Kırımlı Türk’ün, Sovyet birliklerine teslim edilmeleri kararı çıkması sonrası doğan acı durumda saklıdır. Her yıl yapılan anmada Kur’an ve Mevlid okunarak bu yitip giden canlar yad ediliyor, toplananlara ikramlar dağıtılıyor. Bu canları artık sadece yakınları hatırlasa da, aslında bu durumdaki bir diğer sorumlu da o zamanki dönemin Türkiye Cumhuriyeti hükümetidir. Şüphesiz arşivlere girecek olan araştırmacılar konu ile ilgili bir çok bilgi ve belgeye ulaşacaklardır. Bu bilgi ve belgeler Kırımlı “Mavi Alay”ın hikayesini aydınlatmaya sanıyoruz ki birçok katkı sağlayacaktır.

Sovyetler Birliği, işgal ederek himayesi altına aldığı Kırım’daki milletlere çokça zulum etmekte idi. Bu zulümden payını en çok alanlar ise yine Türklerdi. Tatarlar ve diğer Türk toplulukları gerek dağıtmalar(sürgünler), gerek toprak politikaları, gerek vergiler ve gerekse zorunlu çalışma programları ile canlarından bezdirilmişlerdi. Bu sebepten ötürü Kırımlı Türkler ne olursa olsun, ele geçecek her türlü şansı değerlendirmek suretiyle bu durumdan kurtulmanın çarelerini aramaktaydılar. Bu şansı yaratan ortamlardan birisi de şüphesiz İkinci Dünya Savaşı olmuştur. Nazi Almanyası’nın ilerleyişi ve Ruslara karşı sınırlarını genişletmesi Kırımlı Türklere umut ışığı olmuştur. Bu dönemde Nazi Almanyası ile sıkı ilişkilere sahip olan akraba bir devlet daha vardı ki bu da Türkiye Cumhuriyeti idi. Türkiye gerek krom satışındaki yüksek ticaret hacmi, gerek milliyetçi politikalardaki uyum, gerekse tarihi düşmanlarına karşı ittifaka el altından girilebilecek bir müttefik olarak Nazi Almanyası ile oldukça dostane ilişkiler içerisindeydi. Karşılıklı dostane mektuplaşmalar, toplantılar düzenleniyor, Türkiye’den öğrenim görmek üzere öğrenciler Almanya’ya gönderiliyor, okullarda eğitim sistemi Alman disiplinine kaydırılmaya çalışılıyordu. Ayrıca Hitler yine yazdığı kitaplarda ve demeçlerinde Mustafa Kemal’e ve Türkler’e methiyeler düzüyordu. Yine sadece Kırım ve Türkiye ile sınırlı kalmayan bu ilişkiler Nazi Ordusu’nda görev yapan çeşitli Türkistan Lejyonlarındaki Türk askerlerle de pekişmekteydi.

 mavi2  Türkistan SS Lejyonlarına Taktiksel Eğitim Verilirken

Yukarıdaki bahsedilen hava ve ortam içerisinde Kırımlı Türkler Nazi Almanyası’na yakınlaşmaya başlamışlardır. Bu yakınlık Türkiye Cumhuriyeti tarafından da teşvik edilmiştir. Gerek el altından gönderilen casuslarla buradaki yetkililer teşvike çalışılmış, gerekse buralara yönelik Türkiye Cumhuriyeti’ne bağlı kanallarca yapılan açıklamalarla Nazi Almanyası dost gibi gösterilmiştir. Böylelikle Kırımlı Türkler Nazi Almanyası’na destek vermeye karar kılmışlar ve yaklaşık 7000 kişilik Türklerden mürekkep bir ordu, Nazi Ordusu saflarına katılmışlardır. Bu alayın ismi “Mavi Alay” olarak geçmektedir. Buradaki 7000 kişilik askeri kuvvetten oluşma Mavi Alay, Nazi Ordusu’nda istihbarat, mihmandarlık ve piyade askeri güç olarak görev yapmışlardır. Bu askeri güç, yani Mavi Alay sayesinde Almanlar Rusya içlerine kadar ilerleyişlerini sürdürmüşler ve bölgede tutunmayı az bir sürede olsa başarabilmişlerdir. Ancak bu hava 1944’ün sonlarına doğru değişecek ve Alman Ordusu yenilgiye uğrayacaktır.

mavi3

Türkistan SS Lejyonu Askerleri Boş Zamanlarında

Alman Ordusu’nun yenilgisi başlayınca Mavi Alay’daki Kırımlı Türkler de, bölgede Sovyet Ordusu’nun kendilerine yaşam hakkı tanımayacağını göz önünde bulundurarak Alman Ordusu ile birlikte geri çekilmişlerdir. Geri çekilmeye katılan Türkler öncelik İtalya – Pazulla’ya yerleştirilmişlerdi. Kırım ve Kafkasya’daki dağ köylerine olan benzer yaşam şartları nedeniyle bu yerleştirilme adı geçen bölgeye yapılmıştır. Buradaki yerleşmelerine başlayan Türkler tam uyum sağlayacaklarken Müttefik Kuvvetler’in İtalya Harekatı başlamıştır. Bunun üzerine yine geri çekilmek zorunda kalan Almanlar ve Türkler Avusturya’ya geçtiler. Yoğun Alman kontrolü altında bulunan Avusturya’da Karnten bölgesinde Ober Drauburg kentinde, Drau ırmağı yanına kurulan çadırlar ve kulübelere yerleştirilen Mavi Alay’daki askerler ve aileleri burada bulunan Irschen Köyü’den Delach’a kadar olan bölgeyi kapsamaktaki alanda iskan edilmişlerdir. Ancak kötü talih burada da Türklerin yakasını bırakmadı. Müttefik Kuvvetlerden İngilizlerin 8. Ordusu’na esir düştüler.

Bu esareti kendi aralarında değerlendiren Kırımlı Türkler aslında o kadar da şikayetçi değillerdi. Çünkü Alman Ordusu’na katılmakla yurtlarından olmuşlardı ve geri dönerlerse Sovyet Ordusu’nca canlarından edileceklerinin de bilincindeydiler. İngiliz Esareti altında belki yaşam şansı bulabilirler ve hatta belki de güvenli bir biçimde yurtlarına tekrar yerleştirilebilirlerdi. Bir diğer umutları ise Türkiye’deki akrabaları ve Türkiye Cumhuriyeti idi. Belki İngilizler onlara Türkiye’deki akrabalarının yanına göç etme hakkı tanırdı yahut Türkiye onlar adına İngiliz Hükümeti’ne dilekçe vererek onları Türkiye Cumhuriyeti topraklarına sığınmacı olarak kabul ederdi. Bu da buradaki Türklere bir umut ışığı olmuştu. Belki kurtuluş bu şekilde gerçekleşir diye düşünmekteydi. Lakin yine durum pek de onların beklediği gibi olmadı.

Esir düştükleri İngiliz 8. Ordusu’na Londra’dan gelen emirle, Kırımlı Türkler’in Sovyetler’e geri iadesi emrediliyordu. Ancak Kırımlı Türkler bu karara itiraz ettiler. Nasıl olur diye düşünüyorlardı ki bu zaten onlar için ölüm demekti. İngilizler buradaki esirlere sürekli Moskova’dan ve Londra’dan güvence aldıklarını, haklarında ölüm cezası çıkmayacağını ve güvenle geri döneceklerini söyleyerek telkinde bulunuyorlarsa da ortada böyle bir güvence yoktu. Anlatılanlar sadece buradaki esir Türkleri rahatlatmak ve geri iadeye razı etmekti. Türkler ise itirazlarına devam ettiler. Teslim edilmek istemiyorlardı. Lakin İngilizler itirazları dinlemediler ve susturmak için ellerindeki tüm esirleri ve ailelerini arkadan kelepçeleyerek İngiliz kontrolünde olan Dellach’ta başka bir kampa naklettiler. Nakil sırasında konvoya Rus birlikleri de katılmışlardı.

Dellach’a nakilleri gerçekleştiği sırada Moskova’da haklarında idam kararı çıkarıldı. Moskova, bu esir Türklerin yargılanacaklarını ve sonrasında ise kurşuna dizileceklerini resmi yayın organları ile duyurmuştu. Geri iade artık kesin ölüm anlamına gelmekteydi. Bu sırada yine esir Türklerin girişimleri ile kamp yetkilileri kimlik tespitlerini bahane ederek işi ağırdan almaya başladılar. Ancak bu sadece malum sonu biraz daha geciktirecekti. Ki zaten bu sırada Moskova’dan yapılan açıklama ile eğer kamplardan firar edenler olursa bunun sorumlusunun sadece İngiliz Hükümeti olacağı şeklinde bir açıklama yapılınca onlarında yapacak bir şeyleri kalmadı. Bunun üzerine burada esir bulunan Türkler dehşet verici bir karar alacaktı.

Kampta bulunan esirlerden yaklaşık 3000 kadarı intihar izni için dilekçe verdiler. Bu dilekçeler İngilizleri dehşete düşürmüştü. Ancak izin verildi. Ve kampta kalan yaklaşık 7000 kadar kişiden 3000’i aileleri ile el ele tutuşarak kendilerini Drau Irmağı’nın buzlu sularına atarak intihar ettiler. Irmağın üzerindeki yüzen cesetleri gören Ruslar sağ kalan esirlerin derhal toparlanarak kendilerine teslim edilmesini istediler. İsteğe cevap verildi ve 4000 kadar Türk esir Ruslara teslim edildi. Ruslar öncelikle esirleri yaya olarak götürmek istediler ancak kış şartları ve mesafe nedeniyle bu mümkün değildi. Ayrıca Doğu Avrupa’da tahrip edilmemiş tren hattı neredeyse kalmamış gibiydi. Bu sebeple istemeye istemeye de olsa esirleri Türkiye üzerindeki tren hattı üzerinden Moskova’ya götürmeye razı geldiler.

Alınan bu karar bile yine Türk esirler üzerinde bir sevinç dalgası yarattı. Ankara’nın onları teslim etmeyeceğini düşünüyorlardı. Türk Hükümeti rıza göstermez ve Türkiye’de alıkonulurlar, Türkiye’deki akrabaları dilekçeler vererek onları kurtarır diye ümitleniyorlardı. Fakat bu da gerçekleşmeyecek bir hayalden ibaret olarak kalacaktı. Bulunan derme çatma bir trene doldurulan Türk esirler Türkiye’ye doğru yola çıkarıldılar. Tren Balkanlar üzerinden Türkiye’ye doğru yaklaşıyordu. Edirne’ye doğru yaklaşılırken Ruslar tren vagonlarının pencere kapaklarını kapattırdılar. Ancak bu bile esirlere etki etmemiş, Türk sınırına girildiğinde trende bir sevinç dalgası kopmuştu. Türkiye sınırları içinde trenin duracağını, Türklerin onları kurtaracaklarını düşünüyorlardı. Türkler treni salmaz, Türk yetkililer girişimlerde bulunur diye beklentiler içine giriyorlardı. Ancak Türkiye’ye giren tren kömür ikmali ve su temini haricinde hiç durmadı. Tren Doğu Anadolu’ya doğru ilerlerken artık esirleri bir endişe kaplamaya başlamıştı. Sonraları ise bu endişe korkuya dönüşecekti.

Türkiye Hükümeti başta her ne kadar Alman Hükümeti’ne karşı yakınlık içerisinde de olsa, Almanların savaşı kaybetmesiyle beraber, Müttefik devletlerin Almanya’ya ve Mihver devletlere savaş ilan etmeyen ülkelerinde sorumlu sayılacağı ilanından sonra bir anda Almanya’ya savaş ilan ederek Müttefiklerin saflarına geçmişti. Böylelikle tarafsızlık politikasından da vazgeçilmiş oldu. Müttefik Devletlerden İngiltere ise savaştan sonra oldukça yorgun düşmüş ve ekonomisi bozulmuştu. Ayrıca Türkiye girişimde bulunsa dahi Ruslardan Türk esirleri geri isteyecek yada Türkiye’ye naklettirecek değildi. Zira Türk Hükümeti’nden kimse de böyle talep de bulunmamıştı. Adeta Türk Hükümeti kılı dahi kıpırdatmıyordu. Tamamen tepkisiz kalınmıştı. Buna sebep olarak ise savaş şartları gösteriliyordu.

Tren Kars’a doğru yaklaştığında korku paniğe dönüştü. Artık esirler vagonlardaki askerleri tahrik etmeye çalışıyorlardı. Aralarında kendilerini burada vurmaları için yalvaranlar da bulunmaktaydı. Gayeleri ise burada vurulurlarsa hiç değilse Türk toprağına düşecek olmaları idi. Ancak askerler tamamen tepkisiz kalıyorlardı. Tahrik ve yalvarmalardan iyice gerilen askerlerden fenalaşanlar, sinir krizleri geçirenler de yok değildi. Bu esnada vagon kapaklarından bazılarını kıran Türk esirler kendilerini Serderabad Kızıl Çakçak baraj gölüne atarak intihar etmeye başladılar. Askerler ise inleme ve yalvarmalardan bezdiklerinden bu duruma göz yumuyorlardı ki zaten geri dönseler bile hepsi öleceklerdi. Böylelikle vagonda bulunan 4000 esirden 2000 kadarı da bu yolu kullanarak intihar etmişler ve yaşamlarını yitirmişlerdir.

Sınır geçildikten geçildikten sonra aralarında Türk Hükümeti heyetinden temsilcilerinde bulunduğu bir ekiple birlikte esirler Ruslara teslim edildi. Şimdiye kadarki raporlardan yaşananları ve durumları öğrenen Ruslar Türk Hükümeti Heyeti’nin de gözleri önünde kalan 2000 esiri kurşuna dizmek suretiyle infaza başladılar ve hepsini öldürdüler. Türk Heyeti’nin ise bu durum karşında adeta dili tutulmuşçasına tepkisiz kalması Rusları dahi şaşırtmıştı.

Yıllar sonra Avusturya Hükümeti yaşanan bu acı olaydan etkilenerek bu cefakar insanların anısına Irschen Köyü’ne bir anıt diktiler. Burada da her sene mayıs ayı sonunda törenler yapılmaktadır. Ancak belki de savaş esnasında onları bu yola, Almanların saflarına iten, onların kardeş olarak gördükleri Türk Hükümeti ise bu olay üzerine ne bir açıklama yapmış ne de onların anısına tek bir çakıl taşı dikmiştir. Bu olayın üzerine sürger çekmiş ve adeta neredeyse hiç yaşanmamışçasına hatıralardan silmeye çalışmıştır. Sebep umursamama, utanç veya her ne olursa olsun, onları Alman dostu olmaya kendi kardeşleri Türkler bir manada sebep olmuştur.

Tarih insanlık hafızasının her dönemini kaydeder ve unutmaz. Türk Tarihi de bu hafızaya dahildir. Geçmişin acı hatıraları, ders çıkartmak ve geleceği inşa etmek için her zaman bizlere yol gösterici bir meş’ale görevi görecektir. Bu meş’aleden çıkan alevlerden öğrendiğimiz bir hakikat ise Türk’ün kardeşinin yalnızca Türkler olduğudur. Ve her ne şart altında olursa olsun onların bize, bizimse onlara tutunduğumuz ve tutunmamız gerektiği de bu hakikatin bir parçasıdır. Bu kanımızdan gelen bir vazifedir. Eğer ki bu vazifemizi hakkıyla yerine getirmezsek, kardeşlerimizden de bu vazifelerini yerine getirmelerini bekleyemeyiz. Ancak çalışılarak güven tesis edilebilir ve geçmişin acı hatıralarının yaraları sarılabilir. Geleceğin Türk Ufkuna güneşler doğurması dileğiyle… Tanrı Türkü Korusun.mavi4

Yabancı SS Birliklerinden bahseden bir kitap kapağında Türkistanlı bir SS Askeri

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone