Türk târihini aydınlatan Bizanslı kronikçiler üzerine- Gökhan Toka

bizans

Tarihin en kadim medeniyetlerinden biri olan Roma
İmparatorluğu’nun doğudaki temsilcisi Bizans,
şüphesiz göz dolduran bürokrasi örnekleriyle bize
ışık tutmuş ve karanlık denebilecek bir çağda son derece
önemli bilgileri öğrenmemizi sağlamıştır.

Bu bilgiler elbette Türk tarihini de içeren argümanlardan
oluşmaktadır.

İlk olarak Avrupa Hunları ile başlayan
ilişkiler sırasında kayda geçen ve sekmeyen
kronikler Genel Türk Tarihçileri tarafından yeterince incelenmemiş
ve okunmamıştır. Bunun temel nedeni olarak
dil sorunu karşımıza çıkmaktadır.

Çağdaş tarihçiler
arasında Melek Delilbaşı hoca bu konuda bizim de kendisinden
yararlandığımız bir külliyat meydana getirmiştir.

Bu incelemenin ana ekseni, dönemin Bizans tarih
yazımına azımsanmayacak ölçüde katkı sağlamış
isimlerle birlikte, Türklerin Anadolu’ya geçişi, kurduğu
çeşitli beylikler ve siyasi yapılanmaları yeniden
gözden geçirmektir.

Öncelikle Türk tarihinin Çince, Arapça,
Farsça gibi yabancı kaynaklar arasında IV. yüzyıldan
XVI. yüzyıla kadar çeşitli ilişkilerde bulunduğu Bizans
Devleti’nin Grekçe kaynakları önemli bir yer
tutmaktadır. Bizans ya da Geç Roma Devri tarih yazarlarından
söz etmeden önce Bizans adını açıklamak yerinde
olacaktır.

Bizans Devleti ya da İmparatorluğu adı
altında İ.S. 330’dan 1453’e kadar devam eden devlet,
aslında Doğu Roma İmparatorluğu’dur. Bunu imparatorların
kendilerine ‘’Basileus’’ yani Roma İmparatoru
demesinden anlayabiliriz. Bizans tarihçilerinin geleneği
ise şüphesiz, İ.Ö. V. Yüzyılda yaşamış olan Thukydides’ten
gelmektedir, hatta bu yüzden birçok kronikçi
ağdalı bir dili tercih etmiştir. Bu kısa bilgilendirmeden
sonra Türk tarihi ile ilgili Bizans kaynaklarına giriş yapmak
burada yerinde olacaktır.

Türk tarihi ile ilgili Bizans kaynakları ünlü Macar Bizantolog,
Gyula Moravcik’in Byzantino-Turcica adlı eserinde
toplanmıştır. Bu eser milli tarihimiz açısından da
önem arz etmektedir.
Özellikle belirtmek istediğim
nokta şu ki; Türk tarihi boyunca ilişki kurulmuş, ticaret
yapılmış, kız alınıp verilmiş birçok medeniyet mevcuttur.
Bu medeniyetlere ait eserler unutmamalıyız ki önyargı
yanılsamasından uzaklaşarak başvurmamız
gereken kaynaklar arasındadır.
Öyle ki bu kaynaklar
Türk tarihin mil taşlarını oluşturmaktadır.

İşte o mil taşlarından
birisi olan Priskos ile başlıyoruz;

Priskos 448 yılında Bizans sarayından Attila’ya gönderilen
elçilik heyetinde elçi Maksimos’un yanında muavin
olarak görev almış ve kaleme aldığı Excerpa de
Legationibus adlı tarih eserinde Avrupa Hunlarının siyasi,
tarihi ve ekonomik yapısı hakkında çok değerli bilgiler
vermiştir. Elçilik heyeti yolda Sofya’ya uğrar ve
burada kendilerine verilen ziyafette Hunlar, Attila’nın
ilahi menşeli, Roma İmparatorunun ise, sadece insan
olduğunu beyan etmişlerdir. Priskos’un ifadesine
göre, Bizanslılar bu işe çok hayret etmişler ve Bizanslılarca
barbar sayılan birinin nasıl ilahi bir
menşeden olabileceğini bir türlü anlayamamışlardır.

Priskos eserinde Hun sarayı, buradaki törenler,
devlet teşkilatı ve Attila’nın şahsiyeti
hakkında ayrıntılı bilgi vererek, Hun İmparatorunun diplomatik
maharetini hayranlıkla ifade eder.

Bugün biz,
Avrupa Hunları hakkında detaylı bilgiyi Priskos, Yordanes’in
Getica, Ammianus Marcelianus’un Res Gestae
adlı eserlerine borçluyuz.

VI. yüzyılın sonu VII. yüzyılın başlarında Mauricius’un
Strategikon askeri el kitabı, sadece Bizans savaş
sanatının tarihi değil Avarlar ve Türk kavimleri hakkında
da bilgi ihtiva etmektedir.

XI. yüzyıl kaynaklarından
Psellos Skylitsez, XII. yüzyıl tarih yazarlarından Zonaras,
Peçenek (ki kroniklerde Patzinak diye geçer), Selçuklular;
I. Manuel dönemi tarihçilerinden Kinnamos, Selçuklular
hakkında bilgi verirler.

Öte yandan IV. Haçlı
Seferleri sonrasında 1206 yılına kadar Latin hâkimiyetini
yazan Niketas Khoniates’in eseri de Selçuklu tarihi açısından
yine önem arz etmektedir.
XII. ve XIV. yüzyıl tarih yazarlarından Akropolites’in (1217-1282), 1203-1261 yıllarını tasvir eden Chroniki Singrafi’sinde;

Pakhymeres’in 1261-1308 arasındaki süreci
kapsayan Singrafikai Historia adlı eserinde;

Nikephoros
Gregoras’ın 1204-1359 arası İznik Devleti’ni ve Bizans’ın
İstanbul’u yeniden ele geçirdikten sonraki dönemi anlatan
Romaiki Historia’sında Selçuklu ve Moğol tarihlerini
aydınlatıcı bilgiler bulunmaktadır.

Bizans kroniklerini erken dönemden ele alarak incelememizi
daha sonraki sayılarda geç dönem ve Osmanlı
kuruluş tartışmalarına ışık tutacak kaynakları
belirterek genişleteceğiz.

Bu incelemede belirttiğimiz
isimler ve kaynaklar bizlere tarihimiz hakkında ilginç bilgiler
vermektedir.

Fakat ne yazık ki henüz hepsi
Türkçe’ye çevrilmediğinden, bir yerden sonra tıkanma
yaşanmaktadır.

Türk tarihini bilimsel olarak kaleme
almak için ise Grekçe ve türevi dilleri bilmek kaçınılmaz
bir olgudur.

Türklerin tarih yazımı, olayları gözlemleme,
bürokrasiye dair tutanakların yetersizliği, yarı-göçebe
ve zorlu yaşam koşullarıyla yakından ilişkilidir. Bu ancak
yerleşik hayata geçişten sonra mümkün olabilmiştir.
Yukarıda belirttiğimiz sorunsal, özellikle Osmanlı
kuruluş tarihinin belirsizliği konusunda karşımıza güçlü
bir şekilde çıkar.

Bu konuya ileri ki sayılarda yeterince
değineceğimiz için şimdilik geçiyoruz. Sonuç olarak,
Türk tarihine ışık tutan bu belgeleri yakından incelemek
köklü bir filoloji gerektirir. Donanımı tesis etmek için ise
Bizans kronikleri üzerinde akademik çalışmalar yapmak
şarttır.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone