Türkçü Tavsiye- Muhammet Çelik

tavsiye

Yüzyıllar önce Orta Asya bozkırlarında
yaşayan ecdadımız, zor
hayat şartlarına karşı savaş veriyordu.
Yaşadıkları yer ağır karasal iklime
sahip, sıcak gün sayısı az olan bir
yerdi. Otlak bulmak, bulunan yeri korumak,
kışa, soğuğa karşı hazırlıklar
yapmak, zor kış şartlarını
en az zarar ile
atlatmak, düşmanlara
karşı dikkatli olmak
gibi birçok zorluk onların
hayatlarının bir
parçasıydı. İşte bu nedenler
onlara bireyciliği
terk ettirmiş, bir
vücut gibi birlikte olmaya,
aile boy ve millet
kavramlarına
önem vermeye zorlamıştır.
Mete Han’ın
Çin’e yazdığı mektuptan
Orhun Abidelerine
değin birçok
yerde bu önemin izlerini
görmemiz mümkündür.
Bu nedenle Türkçülüğü,
Avrupalılara özgü bir yöntem, hareketmiş
gibi değerlendirmek yanlış
olur.
Bilindiği gibi Avrupa’da Milliyetçilik
hareketleri başladığı dönemde
Türkler güçlü devlet rehaveti yaşıyordu.
Bu rehavet halkı milliyetçilikten
koparmış ve git gide devletin
kötüleşmesine neden olmuştu. Türk
milletinin canına tak eden bu gaflet
dolu ilerleyiş, 19. yy’ın başlarından itibaren
erimiş, Türk Milliyetçiliğinin yeniden
şahlanışı ile son bulmuştur. Ve
unutmamalı ki bu şahlanışı başlatan
şahıslar, döneminin en ileri seviyesinde
eğitim ve öğretim almış kişileriydi.
Velev ki bu
şahlanış, Türkiye’nin
beyin takımı
denilecek
şahıslar tarafından
yapılmıştı.
Milliyetçi aydınlar
kendi dönemlerinde
birkaç kişiden
ibaret bir
topluluktu. Ancak
verdikleri eserler
ve yetiştirdikleri
nesil Türkiye Cumhuriyeti’ni
kurmuş
ve kısa zamanda
tükenmekte olan
bir milleti güçlü
bir devlet haline
getirmiştir.
Bugün bu isimlerin eksikliği,
Türkçü yapı içerisinde en yüksek seviyeden
hissedilmektedir. Türk Toplumu
için düşünen, onlar için
araştıran, okuyan, yazan ve yayınlayan
beyin sayımız oldukça azdır. Az
sayıda bulunan düşünür ve yazarlarımızın
hiçbirinin kalitesi de henüz o
dönemin aydınlarının seviyesine ulaşmamıştır.
Şunu da bilmek gerekir ki;
artık Türkiye’de köşe başında bir
Türkçü görür olduk.Ve ne yazık ki
Türkçülük ile uzaktan yakından alâkası
olmayan, Türkçülüğün yalnızca
fikrî tarafına hâkim olup, Türkçülük
ahlâkından bihaber, üstelik bilinen bilgilerin
üzerine bir ekleme yapma çabasına
girmeyip, boş teneke misâli
çok ses çıkaran bu furya ile Türkçülük,
bana göre ve eminim ki çoğu kişiye
göre birkaç istisnâ hariç kuru kalabalık
bir kitle haline gelmiştir. Burada
Atsız Bey’in bir sözünü anımsarız;
Gerçekten Türkçü olmak kolay değildir.
Her önüne gelen Türkçü olamayacağı
gibi, her Türkçüyüm diyen de
Türkçü olamaz. Bu kuru kalabalığın
davamıza çok zararı dokunmaktadır.
İçimizde ki faydasızları temizlemedikçe,
bu gidişin sonu iyi görünmemektedir.
Türkçülüğü
bayağılaştırmayan, boş teneke hâline
getirtmeyecek olan bizler, bu furyaya
ya Türkçülüğün esaslarını hatırlatacak
ya da onların Türkçü olmasını engelleyeceğiz.
Çünkü gün geçtikçe kimi
zaman gereksiz, farklı düşüncelere ve
tartışmalara hatta bölünmelere
neden olan fikir ayrılıklarını, kimi
zaman ise bizleri çeşitli platformlarda
ezdiren hatta rezil eden bireylerin ortaya
çıktığını görmekteyiz. Okumadığından,
araştırmadığından, asıl
savunması gereken konuları es
geçen, onları ikinci plana atan hatta unutan bireylerin sayısı yadsınmayacak
kadar çoktur. Biz her bir Türkçünün
Atsız, Akçura veya Gaspıralı
olmasını beklemiyoruz. Ancak davasını
yeterli savunabilecek kadar okumuş,
Milletinin geleceği için fikir
beyan edebilecek kadar bilen insanlar
olmasını istiyoruz. O halde Türkçü kelimesi
ile kendini niteleyen arkadaşlarımıza
en önemli tavsiyemiz; okumak,
düşünmek ve yazmak olacaktır.
Okumanın artılarını, bireye kattıklarını
her birey okudukça görür. Bu
nedenle okumak, bireyin gelişimi için
faydalıdır. Ancak Türkçüler için okumak
şarttır.
Türkçü
birey okumadığı
ve
kendini geliştirmediği
zaman Türkçülükten
uzaklaşır. Davasına
hizmet
edemez
olur. Okumayan
bir
Türkçü, ağır
işte çalışan bir
adamın kötürüm
olması
gibi işe yaramaz
hale gelir.
Ayrıca okuyan
bir Türkçü, davasını
savunurken
daha fazla
kanıt (argüman)
kullanır. Bu, davasının haklılığını
diğer insanlara daha detaylı anlatmasını
sağlar. Okuyan bir Türkçünün anlatım
kalitesi yükselir. Okuduğu için
daha fazla kelime haznesi oluşur.
Daha kolay cümle kurar. Konuşma üslûbu
değişir. Fikirler aklına daha hızlı
ve çeşitli gelir. Okumak bir nevi beyine
jimnastik yaptırmaktır. Bu sayede
beyin daha hızlı algılama yapar. Okuyan
insanın sınavlarda soruları anlaması
daha hızlıdır. Okuyan insanın
bilgisi artar. Bu bilgiler günlük hayatta
kolay uygulanabilir, çözümler bulmasına
yani hayatını kolaylaştırmasına
yardımcı olur. Okuyan insan etrafına
karşı daha nazik olur. Çevre duyarlılığı
artar. İnsan ilişkileri gelişir. Son yapılan
araştırmalar, okuyan insanların
bunama oranlarının daha az olduğunu
ileride yaşlılık kaynaklı unutkanlık
ile ilgili hastalıklara daha az
yakalandıklarını söylemektedir.
Türkçü bireylerin yaşlandıklarında tecrübelerinden
aksakal olarak faydalanmamız
gerekecektir. Töremiz gereği
aksakalların fikirleri bizler için önemlidir.
Gelecekte milletimize hayat tecrübelerimizle
hizmet
verebilmek için okumak şarttır.
Okumanın faydaları anlatmakla
bitmez elbet. Peki bir Türkçü senede
ne kadar okumalıdır? Bunun hesabını
farklı yapanlar çıkabilir. Benim fikrim
şöyledir; günde en az yarım saat,
kitap okumaya vakit ayrılmalıdır. Kaldı
ki gün içinde yarım saat, ben çok yoğunum
diyen insanların bile çok kolay
ayırabileceği bir vakittir. Yarım saat
aptal kutusu televizyona bakmayarak
kitap okumaya vakit ayrılabilinir. Aslında
bunları zaten hepimiz biliyoruz,
ancak uygulamıyoruz, belki de önemi
üzerinde durmuyoruz. Uyumadan
önce veya uyanır uyanmaz yarım saat
kitap okunabilir. Yolculuk yaparken,
sıra beklerken, iş yerinizde yoğunluğunuz
yokken hatta öğle aranızda
bile kitap okuyabilirsiniz. Yarım saatte
yaklaşık 20 sayfaya yakın kitap
okunabilir. Ortalama günde 20 sayfa,
ayda 600 sayfa eder. Bu da yaklaşık
300 sayfalık 2 kitap eder. Bu hesapla
senede 24 kitap okunmuş olur. Ben
bu rakamın da küsuratını silerek, kendime
20 kitap diye bir sınır belirledim.
Buna göre senede 20 kitap okumak
hiçte zor bir uygulama değildir. O
halde davamızın
sağlam bir
kalesi olmak
için senede en
az 20 kitap
okuyor olmamız
gerekir.
20 kitap ile
6000 sayfa
eşdeğer düşünülebilinir.
Bu nedenle
bazı büyük
eserleri okuyan
arkadaşlarımızdan
tam 20
kitap yerine
6000 sayfa
okuyarak
aynı hedefe
ulaşabilir.
Kitap
okuma alışkanlığı hakkında birkaç
cümle etmek gerekir. Öncelikle kitap
okuma alışkanlığının ufak yaşlarda
kazanılması ileride daha tutarlı sonuçlar
verecektir. Bu nedenle çevrenizdeki
genç kardeşlerimize kitap
okutmak Türkçülerin görev ve sorumluluklarındandır.
Özellikle ortaokul
çağında olan arkadaşlarımız için
özenle seçilecek kitaplar, onlara
okuma alışkanlığı kazandıracaktır.
Her Türkçü arkadaşımızın, en az bir
tane kitap okuma alışkanlığı kazandırmak
için uğraştığı 15 yaş altı kardeşi
olmalıdır. Her yaş gurubunda kitap
seçimi oldukça önemlidir. Ancak bu yaş gurubuna özellikle ağır ideolojik
kitap okutturmak onları kitap okumaktan
soğutabilir. Bu nedenle genelde
akıcılığı fazla olan hikaye
kitapları tavsiye etmek gerekir. Örneğin
Türkçü bir gelecek için Ömer Seyfettin
veya Abdullah Ziya Kozanoğlu
iyi birer seçenek olabilir. Özellikle evinizde
bu yaş gurubu arkadaşlar
varsa, onlar ile kitap okuma saatlerini
beraber yapmanız çok faydalıdır. Örneğin
ailece televizyon izlenen bir saatte,
televizyon kapatılarak kitap
okunma etkinliğinin yapılması ve
bütün aile fertlerinin bu etkinliğe katılması
gerçek bir Türkçünün, milletine
gerçek bir hizmetidir.
Sadece aile fertleri değil çevrenizdeki
insanlara da kitap okutma çalışmaları
yapmalısınız. Bu konuda
karşılaşabileceğiniz birkaç bahane
vardır. Birincisi ben kitap okurken sıkılıyorum
veya uyuyorum bahanesidir.
Böyle düşünen arkadaşlarınız
genelde doğru kitapları seçememektedirler.
Bu tarz arkadaşlara da kitap
seçiminde fikir kitaplarını tavsiye etmemek
gerekir. Atsız Bey’in Ruh
Adam, Bozkurtlar ve Deli Kurt romanları
bu tarz arkadaşlar için çok uygun
kitaplardır. Bazı arkadaşlar zamanla
ilgili sıkıntılarından dolayı okumadıklarını
belirtirler. Günlük basit programlar
ile bu arkadaşlarınıza da
günde en az yarım saat boş vakit bulmaya
çalışmak, Türkçü arkadaşlarımıza
vazifedir.
Kitap okumanın bir diğer önemli
hususu da, Türkçü bayan arkadaşlarımızın
omuzlarının üzerinedir. Benim
şahsi fikrim, kadın erkek eşit değildir.
Erkeğin üstünlüğü yalnızca fiziksel
güçteyse kadının üstünlüğü hiç şüphesiz
hissiyattadır. Bu kanaatim ilk
çocuğum doğduktan sonra pekişmiştir.
Her ne kadar çok iyi babayım iddiasında
bulunsam da hatta çocuğum
ile ilgili hanımıma oldukça yardımcı
olsam da, hiçbir zaman bir anne
kadar çocuğa karşı duyarlı olamam.
Bu halde çocuk ile anne ilişkisi başkadır.
Anne çocuğu için geceleri 10 defa
hiç üşenmeden kalkar. Onun yemesi,
içmesi, giyinmesi, temizliği ile eksiksiz
ilgilenir. (İstisna anneler hariç)Bu
hali ile annelerin, iyi bir vatandaş, iyi
bir Türk olabilmesi içinde çocukları ile
fazladan ilgilenmesi gerekmektedir.
İşte bu noktada “Ey Türk Kızı Kitap
Oku, Bugün kendini geliştirirsin yarın
neslini yetiştirirsin!” sloganı ile
Türkçü bayan arkadaşlarımıza ayrıca
sesleniyoruz. Ne yazık ki günümüzde
magazin meraklısı, kendini hiç geliştirmemiş
hatta mankurtlaşmış anne
adaylarının aksine Türkçü Bayanlar,
Milletin annesi olacakları için şimdiden
hazırlıklara başlamalıdırlar. Bu
husus sadece bayanların omuzlarında
değildir. Baba adaylarına da en az anneler
kadar görev düşmektedir,
ancak annelerin üstünlüğü bu konuda
onları ön plana çıkartmaktadır.
Değerli dava arkadaşlarım, Türk
milletinin milli dini olan İslam’da da
oku ilk emirdir. Yaratan ayetinde
“bilen ile bilmeyen bir olur mu?” der.
Bu okumanın, öğrenmenin önemi ile
ilgili bariz bir delildir. Hz. Muhammed
ilmi Çin’de dahi olsa alınız demektedir.
Hz. Ali bana bir harf öğretene kırk
yıl kölelik yaparım demektedir. Bu örnekler
misli ile çoğaltılabilir. Okumanın
en güzel yanlarından biri
okuduğunuz kitapları kaynak olarak
tekrar tekrar kullanmaktır. Özellikle
okurken dikkatinizi çeken cümleleri,
fikirlerin altını çizerek veya kendi fikirlerinizi
kitap köşelerine not düşerek,
ileride bakabileceğiniz kaynaklar
olarak kullanabilirsiniz. Tabi kitaplarınızı
imkanınız doğrultusunda ufak bir
kütüphane şeklinde saklamanız da
gerekmektedir. Kendi kütüphaneniz
emeklerinizle büyüdükçe alacağınız
keyif doyumsuzdur. Ayrıca insanın
evlatlarına bırakabileceği en güzel
miraslardan biri kendi seçtiği ve altını
çizip fikirlerini belirttiği kitaplardır.
Türkçü anne babanın vazifelerinden
biride evde oluşturacakları böyle bir
kütüphanedir.
Son olarak okuduklarımızın, öğrendiklerimizin
ve hayat tecrübelerimizin
gelecek nesillere aktarılması
konusu vardır. Elbette herkesin yapamayacağı
ama yapabilmek için gayret
göstermesi gereken konu yazmaktır.
Özellikle hikâye ve roman konusunda
Türkçü yapıda ciddi bir boşluk bulunmaktadır.
Yazarlarımızın birçoğu kocamış
aksakallardır. Yeni genç yazar
sayımız bir elin parmakları kadar bile
değildir. Oysa hikâye, piyes ve roman
bir fikrin en iyi anlatım şeklidir. Birçok
Türkçü çocukluk yıllarında Ömer Seyfettin’in
kitapları ile millet sevgisini
öğrenmiş, gençliğinde Atsız Bey’in
Bozkurtlar kitabı sayesinde bu fikre
gönül vermiştir. Emine Işınsu’nun
Sancı adlı kitabı ile duyguları körüklenmiştir.
Tabi yazmak için teşvik
önemlidir. Yazar adaylarını iki önemli
konu teşvik eder. Birincisi yazdıklarının
basılması ikincisi ise okunmasıdır.
Bu konuda Türkçü teşkilatların her yıl
onlarca ödüllü yarışmalar düzenlemesi
gerekmektedir. Ömer Seyfettin
hikâye yarışması, Namık Kemal piyes
yarışması vb. Bu yarışmalarda dereceye
giren eserlerin yayınlanması
yine Türkçü teşkilatlara bir görevdir.
Biz Türkçülerinde basılan eserlere
destek için satın alması gerekmektedir.
Bir yazar adayının kalitesi yazdıkça
artar. Bu nedenle ilk
yazdıklarımızdan sonra pes etmemek,
gayretle yeni yazılar kaleme
almak gerekir. Yazdıkça kişinin, yazı
kalitesi artar. Kişi ne kadar çok yazma
talimi yapmışsa o denli iyi sonuçlara
ulaşır. Bu nedenle hiç çekinmenden
yazı yazmak gerekir.
Uzun lafın kısası, okumak Türkçüler
için şarttır. Okumayan Türkçü,
davasından uzaklaşır hatta bir süre
sonra kopar. Okuma ayrıca toplum
içinde bir savaştır. Türkçü bu savaşta
okuduğu kadar okuttuğu ile katılır.
Türkçü birey etrafında okumaya teşvik
eden kişi olarak bilinmelidir. Ayrıca
Türkçü bireyler yazma talimleri de
yapmalıdır. İleride bu talimler çok
güzel eserler olarak milletimize dönecek
ve Türkçü bireyi ölümsüz yapacaktır.
Kim bilir belki Tanrı Dağında bu dava arkadaşlarımızı, Atsız, Akçura,
Gaspıralı, Yurdakul, Gökalp vb. ulu
şahsiyetlerin ruhları karşılayacaktır…

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone