Türkçülere Açık Mektup-1

Değerli dava arkadaşlarım:

En başından beri tek bir amaca odaklandık. Bu amaç; Türk milletini tek bir bayrak altında toplayarak mutlu, güvenli ve şerefli bir hayat sunmak, sonra da mazlumlara zulmeden zalimlere fırsat vermeyerek adaleti dünyada hakim kılmak ve böylece de Tanrı’nın rızasını almaktır.

Binlerce yıl boyunca bizler bu amaca inandık ve adına “Turan” dedik. Tarihte bunu defalarca başaran veya bu yolda yürüyen Başbuğlarımıza hürmet ettik. Bu amacı kutsallaştırarak onu “ülkü” olarak nitelendirdik. Ülkümüzü gerçekleştirmede tarihi olaylar hep birer aşama oldular. Biz bugünkü bilinçle bu aşamaları tanımladık.

Osmanlı Devleti’nin dünya yönetiminde söz sahibi olamadığı döneme girdikten sonra başkalaşan dünya düzenine yönelik Türkçülük’te bu düzene göre öncekilerden farklı bir hal almıştır. Eskiden Türkçülük bir taarruz ifadesiyken, son çağ ile birlikte bir savunma fikriyatı olmuştur. Yani, eskiden yapılan fetihler, yağmalar, yayılmalar Türk’lük için bir hizmet ve “gereklilik” addedilirdi. Hatta en az yayılmanın olduğu II. Bayezid dönemi bile “yükselme içinde duraklama” diye eleştirilere maruz kalır. Son çağın Türkçülüğü ise diğer milletlerin fitnelerinden, art niyetlerinden, kötülüklerinden kendimizi korumamız için lazım olan bir kalkan olarak tanımlanmıştır.

Türkçülüğün, günümüze kadar gelen bu son perdesi Namık Kemal ve arkadaşlarıyla başladı ve bizlerle devam etmektedir. 19.yy’ın son çeyreği ve 20.yy’ın ilk çeyreğindeki büyüklerimizin attığı temeller, onlardan sonra gelen Nihal Atsız, Nejdet Sançar’larla daha da ilerledi. Onların eserleri, makaleleri bizim fikri altyapımızı oluşturarak yolumuzu çizdi. Onların oluşturduğu teorik bilgi bizimle pratiğe dönüşmeye başladı. Yani büyük ülkümüze giden bu kutlu yolda biz şu an “teşkilatlanma” aşamasındayız.

Bizden öncekiler görevlerini layıkıyla kusursuz bir şekilde yerine getirdiler. Bizim varlığımız onların başarısıdır. Bu kutlu yolda bizim görevimiz ise Türklük bilincini ve Türk ahlakını milletimize benimsetmektir. Kısacası toplumu Türkçü yapmaktır.

Kişi bilgisizdir, okur bilgili olur. Depresyondadır, uzmana gider, meşgale bulur iyi olur. Hastadır, tedavi görür iyi olur. Kişiler toplumu var eder. Kişilerin çoğunluğunun hasta olduğu bir toplum da hasta olarak nitelendirilebilir. Biz toplumumuzun mevcut durumunu, yaklaşım ve davranışlarını “hasta” olarak niteliyoruz. Bu hastalığın tedavisinin ise milletimize “milli ahlak” ve “milli bilinç” empoze edilerek gerçekleşeceğine inanıyoruz.

Millet dediğimiz kavram bizim büyük ailemizdir. Aile fertlerimizi gerçekten seviyorsak (bu milliyetçiliktir), onlar tedaviyi reddetseler bile onları iyileştirecek tedaviyi onlara uygulamak zorundayız. Bu, milliyetçiliğin bir gereğidir.

Tedaviyi uygulayıp, kesin sonuç almanın en etkili yolu ise hastanın hasta olduğunu farketmesini ve böylece tedaviyi kabul etmesini sağlamaktır. İşte burada biz devreye giriyoruz. Kendini vatansever sanan ama devlet malını zayi eden, yerlere çöp atan, işini layıkıyla yapmayan insanlara kendi davranışlarımızla gerçek bir vatansever nasıl olur göstermek durumundayız. Hasta kişi bu davranışları görüp kendisinin vatansever olmadığını farkedecek böylece tedaviye açık bir hale gelecektir ve sizleri modelleyerek kendi kendini tedavi edecektir.

Devamı yarın…

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone