Türkçülere Açık Mektup-2

Dünkü yazının devamı:

Kime sorarsanız sorun hiç kimse kendini ahlak noksanı veya ahlaksız olarak tanımlamaz. Herkes son derece ahlaklı olduğuna inanır. İnsanlara ahlakın ne olduğunu, nasıl olması gerektiğini kendi davranışlarımızla göstermeliyiz.
Üzerimize tarihin ve Türklüğün sorumluluğu binmiş durumda. Bunun farkına vararak hareket etmek durumundayız.

Her geçen gün sayımız artıyor, Genç Atsızlar’a gün geçtikçe yeni yeni genç kardeşlerimiz katılıyor. Genç Atsızlar mezunlar verip Nihal Atsız’ın tembih ettiği gibi köşe başlarını tutmaya başlıyor. Ancak, bizim sayıyla bir işimiz yok. Bir milyon üyemiz olsa bununla iftihar ederiz fakat buna ulaşma derdinde değiliz. Biz siyasi parti değiliz, böyle bir oluşum kurmayacağız veya içerisinde yer almayacağız. Dolayısıyla oy toplama gibi, sayımızı arttırma gibi bir derdimiz yok.

Bizim derdimiz memleketteki “tek” temiz topluluk olarak böyle kalabilmeyi sürdürmek ve bünyemizde bulunan yol arkadaşlarımızın yüksek seviyeden gelişimlerini sağlayıp bulundukları yerlerde örnek birer Türkçü olarak çevrelerindeki hastaları tedavi edebilmelerini sağlamaktır.
Toplumun ekseriyetini tedavi ettikten yani milli bilinç ve ahlakı aşıladıktan sonra zaten geri kalan üç beş çakal bu çoğunluğun içerisinde eriyip gidecektir. Dolayısıyla bilinçli, ahlaklı, bilgili bir toplum yaratmış olacağız. Böyle bir toplum ise içerisinde haini, teröristi, bölücüyü, tecavüzcüyü, mafyayı, hırsızı, dönek politikacıyı barındırmayacaktır ve kendi içerisinden kendi değerlerine uygun, yüksek bir milli bilince ve ahlaka sahip, milliyetçi, vatansever, dünyanın diğer köşelerindeki Türkleri de düşünen, Somali yerine Doğu Türkistan’ı dert edinen, Gazze yerine Kerkük’ü kırmızı çizgi olarak kabul eden yöneticiler çıkararak büyük ülküye doğru gidecektir. Bu aşamadan sonra üzerimize düşen görevi yapmış olacağız.

Bu sürece gelinceye kadar bizlere muhalefet olan görüşler, kişiler olacaktır. Bizim fikriyatımızın en güzel ve diğerlerinde olmayan yanı; akla ve mantığa dayanması, ahlaksızlığa, kişisel çıkara, yer vermemesi bu konularda herhangi bir açığı olmaması, Müslüman olan ve Kuran hükümlerini hayatının merkezine oturtma gayesi güden soydaşlarımız içinse tamamen Tanrı’nın emir ve yasaklarına uygun olmasıdır.
Pek çok kişi ümmetçi olanların Kuran hükümlerine göre hareket ettiğini düşünüyor. Türkçüleri İslamiyet’le çelişmekle itham ediyorlar. Bu kişiler Tanrı’nın kitabını anlayarak okumamış olacaklar ki böyle ithamlarda bulunuyorlar. Bizim ırkçılığımızın temeli başka milletlere düşmanlık değil milletimize hürmettir. Bizlerde bu milletin birer ferdi olarak milletimizin kabul ettiği pek çok değeri kabul ediyoruz. Kabul etmediklerimize ise saygı duyuyoruz. Türk milletinin ekseriyet bin yıldır bir inanca mensupsa ve bu inancı terketmeden kalbinde yaşatmışsa her ne olursa olsun milliyetçi bir kişi buna saygı duymak zorundadır. Kaldı ki bizler de Mete Han döneminden zaman makinesiyle gelmedik bu çağa. Dolayısıyla bu milletin içerisinde yetişen bireyler olarak pek çoğumuzun inancı milletimizle paralellik göstermektedir.
Fakat, millet kardeşliğini ümmet kardeşliğine değişen bazı aklı noksanlar bunu Kuran adına, İslamiyet adına yaptıklarını iddia ediyorlar. Bu kişilerin Kuran’ı Türkçe okuyup anlamaktan aciz olduklarını biliyoruz. Fakat bunlar her hafta Cuma Namazına giderler ve orada hutbe sonunda imamın okuduğu Nahl Suresi’nin 90. Ayetini de mi duymazlar? “Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, akrabaya yardım etmeyi emreder; hayasızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp. tutasınız diye size öğüt veriyor.” Bu ayetten ve benzeri pek çok ayetten de anlaşılacağı üzere Tanrı ilk önce akrabaya yardımı emrediyor. Yani, Doğu Türkistan’da akrabalarımız, soydaşlarımız oruç dahi tutamazken, Çin zulmünden telef olurken siz Gazze’ye yardım gönderemezsiniz. Kerkük kan ağlarken, Türkmenler bir bir katledilirken siz dualarınızda Somali diyemezsiniz. Tanrı bunu yasaklıyor. İlk önce akrabaya yardım diyor. Akrabanın dininden, inancından, mezhebinden ise bahsetmiyor. “Akrabanız sünni bir Müslümansa yardım edin, yoksa bırakın ne hali varsa görsün” demiyor.

Devamı yarın…


 

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone