Türkçülerin Mücadelesi

KemalOnalir

Türkçülük, Türk milleti ile aynı yaştadır. Dünya milletleri içinde en eskisi Türklerdir. O halde en eski milliyetçilik Türkçülüktür.

Tarihsel süreci içinde Türkçüler belli başlı tehlikelere karşı mücadele etmişlerdir. Programlı Türkçülüğün yani 1911 sonrasındaki Türkçülük hareketinin ilk mücadelesi Osmanlı Devletinin dağılmasını engellemektir. Dönemin Türkçüleri bu ülküye hizmet eden yayınlar yapmışlardır.

Ziya Gökalp, Yusuf Akçura, Ömer Seyfettin gibi Türkçüler siyasi açıdan Osmanlı Devletini bir arada tutmak için mücadele ederken, kültürel olarak ‘dilde Türkçülük’ hareketini yürütüyorlardı. Gündelik yaşamda Türklüğü canlandırma çabaları 3. plandaydı. Yani cephe hattını; etnik milliyetçilik, yabancı kelimeler ve unutulan benlik oluşturuyordu.

Bu birinci dönemde Türkçülerin karşısında çoğunlukla İslamcılar durmuştur. Türkçüleri, İslam Ümmetini parçalamak ile suçlamışlardır. Türklük meselesinin tefrikaya sebep olacağını savunmuşlardır.

1911 yılı itibariyle çatışmalar dönemi başladı. Batı Türklüğü için ölüm kalım savaşı verildi. Türkçülerin bu ikinci devre mücadelelerin temelinde Türk Milletini uyandırmak çabası ve son Türk vatanını bağımsız kılmak yatar. İstanbul ve Anadolu’da mitingler düzenleyen, insanları Kuvayı Milliye’ye davet eden, cephede vuruşan Türkçülerdir. İkinci dönemin mücadelesi cumhuriyetin ilanı ile beraber başarı ile tamamlanmıştır. Birinci dönemin mücadelesi ise cumhuriyetin ilk yıllarında Türklük rüzgârının memlekete esmesi ile meyvelerini vermiştir. Nitekim cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal; ‘Bedenimin babası Ali Rıza Bey, heyecanlarımın babası Namık Kemal, fikirlerimin babası Ziya Gökalp’tir’ demiştir.

Devrimler döneminde Türklük merkezli hareketler mevcuttur. Bunun sebebi aynı şekilde birinci devredeki mücadelelerdir.

Cumhuriyet devri ile birlikte ortaya çıkan yeni mesele Sovyetler Birliğidir. Komünizmi maske olarak kullanan Rus Emperyalizmi karşısına dikilenler yine Türkçülerdir. Yaptıkları yayınlar ve kurdukları dernekler ile Komünizme karşı mücadele etmişlerdir. Atsız’ın bu tehlikeye karşı dönemin Başvekili Şükrü Saraçoğlu’na yazdığı iki açık mektup 3 Mayıs Nümayişi ve Irkçılık-Turancılık Davası olarak bildiğimiz hadiselere yol açmıştır.

1991 yılında Sovyetler Birliğinin dağılmasıyla beraber Komünizm tehlikesi fıtrat değiştirdi. Önceden bir işgal tehdidi olan komünizm, o tarih itibariyle gizli Kürtçülük hareketine dönüştü. 1980 yılı sonrasında başlayan Kürtçülük hareketi Türkçülerin teşkilatsız kaldıkları döneme denk gelmiştir.

Türkçülerin teşkilatsız kaldığı dönem 2005 yılında Genç Atsızlar’ın teşkilatlanmasıyla sona ermiştir. Bu son devrenin mücadelesini veren bizlerin karşısında, Kürtçülük, şuursuz demokratlık ve cahillik vardır. Kürtçülük hareketine karşı şehirde fikri mücadelemizi yürütürken, cephe hattındaki dava arkadaşlarımız da görevlerini yapıyor.

Demokrasi meselesini yıllardır anlatıyoruz. Bu sistemin kusurlarını kapatmak gerektiğini söylüyoruz. Partizanlığın zararlarını sayıp duruyoruz.

Bundan başka cahillik meselesinde de bilgilendirme çabalarımız var. Harçlığından kesip yerleşke açan teşkilatımızın üyeleri haftalık toplantılar düzenliyor, dergimizin yayın kalitesini yüksek tutuyor, kitaplar yayınlıyoruz.

Özetle günümüz de Türkçülüğün karşısında olduğu başlıca hareketler; bölücülük, Arapçılık, komünistlik, uyuşukluk, Kürtçülük, cahillik ve şuursuzluktur. Bunlar halledilirse yeni meseleler çıkacak, mücadele kaldığı yerden devam edecektir.

 

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone