Türkçülerin Okuması Gereken Kitaplar-2

YusufDuzgoren

Dünkü yazımda “tarih bilinci olmadan geleceğe yönelik vizyon oluşturulamaz” mantığıyla Türkçülerin okuması gereken tarih kitaplarının listesini yayınladım.

Bazı insanlar bilgi veren kitaplardan tat alırlar, okuduklarından bir şeyler öğrenmek onlara haz verir. Uzun uzun betimlemeler onları boğar. Okuduklarından somut bir kazanç elde etmek isterler, elde etmek istedikleri bu kazanım bilgidir. Boş romanları, kurgusal masalları gereksiz vakit kaybı olarak görürler.

Bazıları ise bilgi veren kitapları ders kitabı gibi algılayarak onları sıkıcı bulurlar. Bu kişiler için okumanın tadı hikayelerle, romanlarla, masallarla çıkar. Uzun uzun betimleyerek manzarayı, durumu, kişileri, düşünceleri tasvir eden anlatımlar bu kişileri bambaşka bir dünyaya götürür ve bu kişiler ellerindeki kitaptan açılan bu bambaşka dünyayı kelimelerle görür, cümlelerle yaşarlar.

(Galiba ben ilk gruba biraz daha yakınım)

Dün verdiğim kitap listesi ilk gruba aittir. Aşağıdaki liste ise tamamen ikinci gruba hitap etmekle birlikte, benim gibi birinci gruba yakın okurlarında sıkılmadan, tat alarak okuyabilecekleri kitaplardan oluşmaktadır.

Dede Kokut: Büyük bilimadamlarımızdan Fuat Köprülü “tüm Türk edebiyatını terazinin bir kefesine, Dede Korkut’u diğer kefesine koyun, Dede Korkut ağır basar” diyerek Dede Korkut hikayelerinin öneminin ne derece büyük olduğunu ifade etmiştir. Türk göçebe yaşamının kültürel birikimini, ahlak ve töre kurallarını, ırksal özelliklerini, değer yargılarını anlattığı hikayelerle muhteşem bir şekilde ortaya koyan Dede Korkut hikayeleri tüm Türkler ve bizleri anlamak, tanımak isteyen tüm gayriTürkler tarafından muhakkak okunmalıdır. Hoş anlatımlarla, kafiyeli sözlerle okunulan hikayeler analiz edilerek, üzerinde durularak okunduğunda pek çok değerini kaybetmeye başlamış bir ulusu tekrar ihtişamlı dönemlerine döndürmek için eşsiz bir araç olacaktır.

Ergenekon Destanı: Türklerin pek çok destanları vardır. Bunlar içerisinde en önemlilerinden biri olan Ergenekon Destanı yüzeysel olarak bilinmekten çok daha fazlasını hak ediyor. Genel hatlarıyla her Türk genci tarafından bilinen milli destanımız, tam metin olarak, dikkatlice okunmalı ve kendimizi göçebe yaşamın çalkantılı olaylarında kaybederken aynı zamanda yaşamın özünü içeren bu hayat tarzından pek çok ders de almalıyız.

Oğuz Kağan Destanı: Oğuz Türklerinin atası, Kıpçak ve Karluk Türklerinin isim babası olan, Türk’e ait tüm sıfatları tek başına üzerinde toplayan, büyük Türk, Oğuz Kağan’ın hayatını olağanüstü olaylarla anlatan bu destan Türkler için fevkalade mühimdir. Çünkü küreselleşen dünyada benliğini kaybetmeye yüz tutmuş, Batılı olma çabasına girmiş, kendisine ait olmayan davranış biçimlerini huy edinmeye başlayan Türk gençleri, bu destanı okuduğunda içinde sönmeye yüz tutmuş Asya ateşini küllerinden yeniden doğuracak ilhamı bulacaktır. Destanlar, hikayelerin doğa üstü hüviyet kazanmış halleridir. Yani tüm olağanüstü destanlarda muhakkak gerçeklik payı vardır. Oğuz Kağan Destanı’nı okuyanlar, okuduklarını bilim-kurgu olarak görmeden, olağanüstülüklerin içerisinden gerçek hikayeye ulaşmaya çalışarak okumalılar.

Şehname: Firdevsi adında bir Fars şairi tarafından yazılan destan, Fars krallarının anlatılmasıyla başlar ve bilhassa bu krallardan Rüstem ile Türk komutanlarının en büyüklerinden Afrasyab’ın (Alper Tunga’nın) mücadelelerini anlatarak devam eder. Destan boyunca Turanlılar ile Farsların savaşları konu edilir. Eserin bu şekilde İran hassasiyetiyle yazılması dönemin büyük başbuğu Gazneli Mahmut tarafından istenmiştir ve Firdevsi’ye pek çok ödül bahşedilmiştir. Bunun sebebi ise Gazneli Mahmut’un hükmettiği tebalardan biri olan Fars halkının gönlünü kazanma amacı gütmesidir. Yıllar sonra büyük başbuğlarımızdan Emir Timur o bölgeyi fethettiğinde Firdevsi’nin mezarına uğradığı ve “kalk hadi! Senin yalan dolanla yenik gösterdiğin büyük Türk’ün torunu geldi. Kalksana!” diyerek toprağı tekmelediği söylenir.

Binbir Gece Masalları: Epey fazla olan bu masallar bir kralın karısı tarafından aldatılması sonucu ülkedeki bütün genç kızlarla evlenip, gerdeğe girip ertesi günü idam ettirmeye başlaması sonucu ona kız bulmaktan sorumlu vezirinin durumu kızı Şehrazat’a anlatmasıyla başlar. Şehrazat babasına onu kralla evlendirmesini ister. Kızının idam edilmesinden korkan vezir kızının ısrarlarına karşı koyamaz ve kralla evlendirilir. Krala ilk gecelerinde bir masal anlatması ve bu masalı uykuları gelinceye kadar sürdürerek, uykuları geldiğinde yarım bırakması sonucu kral masalın devamını merak eder. Bu böyle sürüp gider ve Şehrazat binbir gecede yüzlerce masal anlatır krala. Masalların gerçekten kişiyi içine çekmesi ve masalın içerisinde masal, onun içerisinde de masal olması okuyucuyu kendine müthiş derecede bağlayarak, kişinin dış dünyayla tüm bağlantısını kesmesine sebep oluyor. O yüzden günlük hayatın stresinden uzaklaşmak isteyenler için bu masalların çok güzel bir alternatif olduğunu düşünüyorum. Bu arada masalların tam olarak ne zaman ve kim tarafından yazıldığı belli değildir. Bazı aydınlar bu masalların zamanında yöneticiler tarafından halkı politikadan uzak tutmak, meşgul etmek amacıyla yazıldığını ve yayıldığını iddia etmişlerdir.

Bozkurtlar: Nihal Atsız’ın “Bozkurtlar Ölüyor”, “Bozkurtlar Diriliyor” olarak birbirinin devamı iki kitap şeklinde yayınladığı “Bozkurtlar” romanını okumayan Türkçü yoktur herhalde. Akıcı anlatımıyla, sıkmayan betimlemeleriyle, tarihi gerçeklere bağlı kalınarak kurgulanan romanda adeta Göktürkler dönemini yaşıyor gibi hissediyorsunuz. Olay örgüsü, şahsına münhasır kahramanlar, hasret duyduğumuz göçebe yaşam tarzı, toplumdaki değer yargısının kazanılan üniversiteye göre değil, bileğin ve aklın zekasına göre oluştuğu bu muhteşem eser bir dönemi etkisi altına almış ve pek çok kimseyi milliyetçiliğe yöneltmiştir. Bugün Kürşad ismini etrafta duyuyorsak bunun sebebi Bozkurtlar romanıdır.

Deli Kurt: Yıldırım Bayezid’in şehzadesi İsa Çelebi’nin oğlu Murat’ın yani “Deli Kurt”un kurgusal yaşamını, başından geçenleri, yaptığı savaşları ve en önemlisi Gökçen ile olan aşkını anlattığı Nihal Atsız’ın bir başka romanı olan bu eser, Atsız’ın diğer eserlerinin yanında biraz sönük kalsa da bence Bozkurtlar kadar sürükleyici ve güzel bir roman. Hiç bitmesin diye sayfa hesabı yapabileceğiniz bu romanı okuduğunuzda Gökçen ismine karşı artık farklı bir bakış açınız olacaktır.

Ruh Adam: Nihal Atsız’ın en karmaşık romanı olan Ruh Adam her okunduğunda farklı manalar çıkarılacak çok özel bir eserdir. Selim Pusat olarak romanın baş karakterini canlandıran bir askerin ruh dünyasının, başından geçenlerin, heyecanlarının, sıkıntılarının, yasak aşkının, ideallerinin anlatıldığı roman aslında Atsız’ın başka bir hayatta, başka kararlar almış, asker olmuş diğer kişiliğini yansıtmaktadır. Her karakterin, olayın hatta Şeref’in bile ayrı bir manası olan eserde ben şahsen Güntülü’ye saygı duysam da Ayşe öğretmenden yana olan okuyuculardanım. (Kitabı okuyanların yüzündeki tebessümü hissedebiliyorum)

Ömer Seyfettin Hikayeleri: Türk hikayeciliğinin en önemli ismi olan ve çok genç yaşta (36) kaybettiğimiz bir değer olan Ömer Seyfettin’in hikayeleri bugün bile okunabilen, her yaşa hitap eden, milli değeri yüksek hikayelerdir. Kaşağı hikayesinde hepimiz ağladık, Primo Türk Çocuğu ile gururlandık, Üç Nasihat’ten asla taviz vermedik. Büyük Türkçülerden Ömer Seyfettin’in kısacık ömründe yazdığı bu hikayeler çocuklarınızla, küçük yaştaki yeğenlerinizle birlikte size de hitap edebilen, her yaşta zevkle okunabilen nadir hikayelerdir.

Cengiz Aytmatov: Dünyaca bililnen en önemli Türk yazarlardandır. Kırgız Türklerinden olan Cengiz Aytmatov benim bildiğim 23 adet kitap yazmıştır. Romanları 168 dile çevrilmiş, Cemile adlı romanı Louis Aragon tarafından dünyanın en iyi aşk romanı olarak nitelenmiştir. Selvi Boylum Al Yazmalım‘da Aytmatov’un en önemli eserleri arasındadır. Gün Olur Asra Bedel ise bence okunması gereken ilk romanıdır.

Gelibolu: Buket Uzuner’in Çanakkale Savaşları’na katılmış bir Anzak askerinin torununun hikayesini anlattığı kitapta Çanakkale’nin ayazından tutun, insan yapısına, savaşın bölgede bıraktığı izlere kadar alttan alta pek çok betimlemeyi sıkmadan, okuyucuyu ayrıntıyla boğmadan yapıyor. Fatma ninenin anlattığı hikayelerle, Anzak askerinin yazdığı mektuplarla adeta o savaş günlerini kitabın sayfalarında gözünüzü gezdirdikçe yaşıyorsunuz. Hikayenin sonunu da beklenmedik bir şekilde bağlayan Buket Uzuner, okuyucunun yüzünde uzaklara dalıp giden bir tebessüm bırakıyor.

Vatan Yahut Silistre: Namık Kemal’in ilk eseri ve başyapıtı olan eser, bir tiyatro oyunudur. İzleyenlerde vatanseverliği aşılamayı amaçlayan piyes, Atatürk başta olmak üzere pek çok Türkçü’nün milli hislerinin temelini atmıştır. Bilinçli olarak günümüz manasıyla ilk Türkçü eserlerden kabul edilebilecek bu piyesi okumadan Atatürk’ün, Ziya Gökalp’in, Yusuf Akçura’nın ve daha nice Türkçülerin hissiyatlarını ve heyecanlarını, ilham kaynaklarını anlamak mümkün değildir.

Leyla ile Mecnun / Şikayetname: Dünyada en bilinen aydınlardan ve yazarlardan biri olan Shakespear’i birileri Müslüman yapmakla uğraşacağına, Fuzuli’yi tanımaya, tanıtmaya çalışsalar memlekete çok daha büyük hizmet yapmış olacaklardır. Türklerde “yedi büyük ozandan biri” olarak kabul edilen ve tüm eserlerinde toplam 18 binden fazla farklı kelime kullanarak dilin zenginliğinden sonuna kadar faydalanan bugünkü Kerkük Türklerinin atalarından olan Fuzuli, Kanuni döneminde yaşamış ve Türk edebiyatının en önemli şahsiyetlerinden biri olarak kabul edilmiştir. “Leyla ile Mecnun” adlı mesnevisindeki konu ve ahenk zenginliği, “Şikayetname” adlı eserindeki düz yazıda kafiye sanatı eşsiz bir anlatımın örnekleridir. Her Türk gencinin yakinen tanıması ve eserlerini defalarca okuması gereken bu Türk büyüğü okuma alışkanlığımız olmadığı için maalesef hakettiği değeri görmemektedir.

Marco Polo Seyahatnamesi: 1200’lü yılların sonlarına doğru babası ve amcasıyla ticaret amaçlı çıktıkları Asya yolculuklarını ve orada geçirdikleri 24 seneyi anlatan büyük gezgin Marco Polo, seyahatnamesinde dönemin tarihiyle, Türklerle, Kubilay Han’la ilgili pek çok bilgi vermektedir. Cengiz Han sonrasında Orta Asya’nın siyasi ve kültürel durumuyla ilgili bilgi almak isteyenlere, o yılların Asyası’na yolculuk yapmak isteyenlere yönelik çok güzel bir eser olan Marco Polo Seyahatnamesi gece uyumadan önce okunabilecek güzel kitaplardan biridir.

İbn-i Fadlan Seyahatnamesi: İbn-i Fadlan 900’lü yılların ilk çeyreğinde İdil Bulgarlarının hükümdarı Almış Han’ın daveti üzerine, Halife’nin memuru olarak onun mektubunu Han’a iletmek üzere Bağdat’tan Bulgaristan’a doğru yola çıkmıştır. Yolculuğu bir yıldan fazla sürmüş ve güzergahı boyunca henüz Müslüman olmamış pek çok Oğuz Türkü’nün köyünden geçmiştir. Başından geçenleri, gördüklerini, şahit olduğu olayları gayet tarafsız bir gözle anlatmaya çalışsa da araya kattığı yorumlarla da zihniyetini eserine yansıtmıştır. Okuyucular için onunla birlikte yolculuk yapmak, bir Arap’ın bakış açısından İslamiyetle tanışmamış Türkleri ele almak çok ilginç ve şaşırtıcı bir deneyim olacaktır. Ayrıca haklarında çok fazla yazılı kaynak bulunmayan Musevi Hazar Türkleri hakkında da epey geniş bilgi vermektedir.

İbn-i Batuta Seyahatnamesi: 1300’lü yıllarda bilinen dünyanın pek çok kısmını gezen, Faslı seyyah İbn Batuta, İstanbul’a geçmeden önce Bursa’ya da uğramış ve Orhan Gazi’nin misafiri olmuştur. Yeni yeni serpilmekte olan Osmanlı Devleti’nin ilk yıllarındaki yaşayışı, Orhan Gazi ve aile hayatını, insanlardaki o dönem Bursa algısını çok güzel bir anlatımla aktaran İbn Batuta, sadece Bursa’daki ve Anadolu’daki değil, Türkistan’daki Türk beyleri, boyları, insanları hakkında da başka yerde olmayan çok değerli bilgiler vermektedir.

Evliya Çelebi Seyahatnamesi: Eğer yabancılarda Evliya Çelebi gibi bir aydın ve gezgin kimse olsaydı, emin olun bugün tüm dünyada Shakespear’den çok daha fazla tanınan bir şahsiyet olurdu. Kıymetini bilemediğimiz aslen Kütahyalı olan büyük Türk seyyahın on ciltlik seyahatnamesi Yapı Kredi yayınları tarafından çok güzel bir baskıyla tekrar çıkarıldı. Fiyatı biraz pahalı olsa da her Türkçü’de bulunması gereken tarifsiz bir eser. Gittiği yerlerle ilgili o bölgenin dilini, şivesini, kültürünü, fıkralarını, destanlarını, inanışlarını, hikayelerini, coğrafi özelliklerini en ince detaylarına kadar anlatan, bazı noktalarda abartmayı sevse de hiçbir yerde bulunmayacak bilgiler veren bir eser kaleme alan Evliya Çelebi, Türk tarihindeki en önemli şahsiyetlerden birisidir. İnsanlar tarafından en azından kendi memleketleri ve yaşadıkları yerlerle ilgili bölümler Evliya’nın Seyahatname’sinden mutlaka okunmalı.

Alice Harikalar DiyarındaLewis Carroll tarafından üç kitap halinde yazılan, bakıldığında çocuk kitabı olarak görünen fakat içerisindeki olaylardan yetişkinlerinde tat alabileceği ve hayata dair pek çok ders çıkarabileceği bu masallar serisi, öyle alelade yazılmış bir eser değildir. Bununla ilgili ayrıntılı bilgi almak isteyenler bir kaç hafta önce bu kitapla ilgili yazdığım yazıyı okuyabilirler.

Yüzüklerin Efendisi: Büyük dil bilimci Tolkien tarafından kaleme alınan, fantastik kurgu olarak nitelendirilen ve üç kitaptan oluşan bu seri, yaklaşık elli yıldan fazla bir süredir tüm dünya tarafından biliniyor. Kişinin hayal gücünü geliştirebilen, pek çok hususta ilham kaynağı olabilen, orta dünyanın tadını damakta hissettiren bu “yüzük” hikayesi fantastik roman sevenler tarafından mutlaka okunmalıdır. Filmlerini izlemiş olmanız yetmez. Hatta bu işe tam anlamıyla girmek isteyenler “Hobbit” kitabıyla başlayıp Yüzüklerin Efendisi’ni ondan sonra okumalılar. (Tolkien’in bu hikayeler için yarattığı pek çok “yapay” dilden biri olan “Elfçe” Yandex çeviriye eklendi. Yani Elfçe sözlük bile var gerisini siz düşünün)

Simyacı: Dünyaca ünlü Brezilyalı yazar Pauolo Coehlo’nun efsane kitabı Simyacı hemen hemen herkes tarafından mutlaka duyulmuştur diye düşünüyorum. İspanyol çoban Santiago’nun Mısır’a olan yolculuğunu başından geçenleri, karşılaştığı olağanüstülükleri okuyucuyu sıkmadan hatta hikayeye bağımlı kılarcasına anlatan yazar, normalde bir hikaye anlatırken aslında bu hikayenin arka planında müthiş bir hayat felsefesini okuyucuya sunmuştur. Kitapta hayata dair alınacak o kadar çok ders var ki, önemli kısımların altını çizmeye kalksanız, bütün cümlelerin altını çizmek zorunda kalırsınız. Kitabın sonlarına doğru bu felsefe arka plandan çıkıp direk hikayenin konusu olmaya başlıyor ve karakterle birlikte okuyucu simyacıyı bularak aslında kendini bulmuş oluyor.

Refik Halit Karay Hikayeleri: Atatürk’ün memleketten kovduğu 150’liklerden olan Refik Halit, Ata ölmeden bir kaç ay önce yurda dönmesine tüm 150’liklerle birlikte izin verilmiştir. Bu affa sebep olan ise yine Refik Halit’in bir yazısı olduğu ve Atatürk bu yazıyı okurken gözlerinin dolduğu söylenir. Ülkeden kovulunca Suriye’ye giden, orada gazete çıkaran, vatan hasretini gidermek için haftanın belli günleri kendisinden çok uzakta olan ama Türkiye toprağı olan Süleyman Şah Türbesi’ne giden yazar, memlekete döndükten sonra bir daha asla siyasi yazı yazmamıştır. Kendisi kelimeleri adeta mücevher gibi işleyen, pek çoklarına göre Türkçe’nin en zirve ismidir. Yazdığı hikayeleri, cumhuriyet öncesi siyasi yazılarını okursanız ne demek istediğimi anlayacaksınız. Birinci Dünya Savaşı sonrası ülkeyi terkeden Talat, Enver ve Cemal paşalara ithafen “Beyler Nereye” adlı siyasi hicvi bugüne kadar yapılmış en ağır siyasi hicivlerden biri olarak kabul edilir. Hikayelerinin sadeleştirilmemiş hallerini okuyunuz. Merak edenler için kısa hikayelerinin bulunduğu “Memleket Hikayeleri” adlı kitabı orjinal hali korunmak üzere İnkılap Yayınları’ndan yayınlanmıştır.

İtiraflarım: Rusların bence en (hatta tek) karakterli yazarı olan Tolstoy’un, hayatı, hayat amacını, inançları, inançsızlığı, ölümü sorguladığı ve kelimeleri inci gibi dizerek okuyucunun beynine şimşekler çakmasına sebep olan kitabıdır. Araya araya insanın Tanrı’yı nasıl bulacağını gösteren bu kitap sakin kafayla, üzerine düşünerek okunmalı. Bu aramalar üzerine İslamiyet’i bulduğu düşünülen Tolstoy’un bir Müslüman olarak öldüğü kabul edilmektedir, üstelik mezarında haç bulunmamaktadır. Bazı arayışlarını somut öğelerle betimlemesi ise kişiyi hayran bırakacak derecededir.

 

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone