Türkçülük Bölücülükmüş!

Dün Akp Genel Başkanı bir açıklama yaptı.

“Kürt’üm demek hakkındır. Ama Kürtçülük yapmak hakkın değildir. Türk’üm demek hakkındır. Ama Türkçülük yapmak hakkın değildir. Çünkü bunlar bölücülüktür.” dedi.

Hucurat Suresinin 13. ayetini ise bu iddiasına delil gösterdi. İşin tuhaf yanı ise biz TÜRKÇÜLER olarak bize sorulan “Hepimiz Adem’le Havva’dan yaratıldık. Siz neye göre milliyetçilik yapıyorsunuz, diğer milletlere üstünlük sağlıyorsunuz?” bu gibi sorulara İslamcıların anlayacağı dilden yani Tanrı’nın kutsal kitabı Kuran-ı Kerim’den bu ayeti delil olarak gösteriyoruz.

O surede Tanrı, Cebrail aracılığıyla Hz. Peygamber’e diyor ki: ” Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli (üstün) olanınız, O’ndan en çok korkanınız, en takvalınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır.”

Bu ayet insanların milletler halinde yaşamasının Tanrı’nın isteği doğrultusunda olduğunu ortaya koymaktadır. Burada duralım. Eğer aynı gruptan bir çok tür varsa bunlar içerisinde bir takım farklılıklar, üstünlükler, zayıflıklar muhakkak olacaktır. Afrika’dan 10 tane aslan getirin. Bunlardan birinin kuyruğu daha uzundur, diğerinin yelesi daha kabarıktır, biri diğerlerinden daha güçlüdür, öteki daha hızlıdır…

Tanrının yarattığı insanların oluşturduğu milletlerde de bu durum geçerlidir. Biri daha basiretlidir, öteki daha ahlaklıdır (kime göre), diğeri daha çalışkandır, bir diğerinden daha yetenekli sporcular çıkar, birinde gelişime çok daha açık insanlar vardır vs…

Yani birbirlerinden belli alanlarda üstünlükleri veya zayıflıkları vardır. Bunu tarihteki, günümüzdeki güçler dengesine bakarak veya milli spor müsabakalarını izleyerek veya teknolojik ilerlemelere bakarak anlayabiliriz.

O zaman Tanrı Hucurat Suresinin 13. ayetinde yanılmış mı oluyor? Ne diyordu: “Muhakkak ki Allah yanında en değerli (üstün) olanınız, O’ndan en çok korkanınız, en çok takvalınızdır…” Allah pek çok ayetinde “düşünmez misiniz?” der. Düşünmeden bu ayeti algılamaya çalışırsanız ya Sayın Akp Genel Başkanı gibi gerçekle çelişirsiniz ya da “Tanrı yanılmış.” deyip inancınızı kaybedersiniz.

Yüce Yaradan açık seçik, bağıra bağıra “Allah katında üstün olanınız.” diyor. Yani dünyadaki kıyaslamayla Tanrı’nın kıyaslaması olması gerektiği gibi farklı. Dünyada Da Vinci, Newton, Bill Gates vs… üstün insanlardır. Bunlar diğer insanların yapabileceğinin çok üstünde başarılara imza atmışlardır ve “en”ler sıralamasına girmişlerdir. Peki, Tanrı bu insanlar için ne diyor? “Allah’ın âyetlerine iman etmeyenleri Allah doğru yola iletmez; onların hakkı acı bir azaptır.” (Nahl 104)

Yukarıda saydığım insanları Allah ne yapacakmış? Onlara Allah’ın ayetlerine iman etmedikleri için acı bir azap verecekmiş. Yani bu insanlar Tanrı katında üstün, değerli insanlar değillermiş.

Tanrı’nın kendi için oluşturduğu “değer ve üstünlük” kriterini kendi kriteri haline getirenler kendilerini Tanrı gibi görmekten başka ne yapıyorlar?

Unutulmasın ki bizler insanız ve Tanrı değiliz. O bir Tanrı olduğu için değerlendirmesi Tanri gibi olacaktır. Bu bizim için geçerli değildir. Sabah akşam namaz kılan, her gün oruç tutan bir insan Tanrı’nın gözünde oldukça değerlidir. Ancak kansere çare bulmuş kafir bir bilimadamı ise bizim gözümüzde sabah akşam namaz kılan, Tanrı’nın sevgili kulu olan Müslüman’dan daha değerlidir. Çünkü biri kendine yönelmiştir, diğer insanlığa. Biri kendi ruhsal gelişimini sürdürmüştür, diğeri kanser hastası olan annenize derman olmuştur. Ama Tanrı iyi insan olmasına bakmaksızın Kuran’a iman etmiyorsan yakacağım diyor. Burada Tanrı haksız veya biz haklıyız diyemeyiz. Çünkü Tanrı’nın değerlendirmesiyle bizim değerlendirmemiz farklıdır ve böyle olmak zorundadır.

Gelelim Türkçülüğün bölücülüğüne!

Galiba Sayın Akp Genel Başkanı sataşacak birini bulamayınca ibreyi bize döndürmeyi seçti. Bence, “HDP bitik, MHP yandaş, CHP’de Deniz Baykal’ın durumu ağır üzerine gitmeyeyim. En iyisi bu hafta Türkçülerle uğraşayım.” diye düşündü.

Sayın Akp Genel Başkanı aynı zamanda Cumhurbaşkanı koltuğunda oturmakta. Oturduğu koltuk Türkiye Cumhuriyeti’nin devlet başkanlığını temsil eder. İçerisinde yaşadığı ve yöneticisi olduğu devlet ise Türkçülük temelleri üzerine kurulmuştur. Kurucusu kendi ifadelerine ve uygulamalarına göre son derece Türk Milliyetçisi’dir.

Yani devletimizin resmi ideolojisi Türkçülük’tür. Rahmetli Ziya Gökalp’ın “Türkçülüğün Esasları” kitabı tüm dünya tarafından Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş manifestosu olarak kabul edilir.

Bu devleti Türkçülük temelleri üzerine kuran Başbuğ Atatürk “Türk ve Türkçülük düşmanlarını ezeceğiz.” demiştir.

“Türkçülük öyle şerefli bir bayraktır ki, O’nu vatanın her köşesinde dalgalandırmak her Türk’ün ilk ve milli vazifesidir.” demiştir.

“Varlığımda bir fevkaladelik varsa o da Türk olarak dünyaya gelmemdir.” demiştir.

“Türkiye Türklerindir.” demiştir.

“Ben her şeyden önce bir Türk Milliyetçisiyim.” demiştir.

ve

“Taş kırılır, tunç erir ama Türklük ebedidir.” demiştir.

Yani içerisinde yaşadığımız devletin kuruluş prensiplerinden, kurucusunun dünya görüşünden de anlıyoruz ki bu ülkede Türkçülük dışındaki tüm görüşler bölücülüktür!

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone