Türkiye’nin PİSA ile Sınavı

OECD tarafından gelişmekte olan ülkelerin öğrencileri arasında yapılan ve sonuçları uluslararası camiada yayınlanan PİSA ismine bir sınav sistemi vardır. Türkiye bu sınavın sonuçlarında her sene geriler. Bu yıl da geleneği bozmadık.

Sınavın en başarılı ülkesi Singapur oldu. Tabii hemen Singapur ile Türkiye kıyaslanmaya başlandı. Osmanlıdan kalma böyle bir alışkanlığımız var. Kendimizi en üstte görür, en üsttekilerle kıyaslarız. Birçok konuda kıyas değerimiz Amerika’dır. Hâlbuki Amerika’nın kalibresinde bir ülke değiliz. Fakat çok daha üstün millet olduğumuz için o durum pek mühim değildir.

Herneyse…

İlk kıyaslanan şey milli gelirler oldu. Singapur’un kişi başına milli geliri 55 bin dolar, Türkiye’nin 10 bin dolar çevresinde. Eğitime ayrılan bütçelerde haliyle farklı. İşte buradan hareketle bu farkın en önemli sebebinin bu durum olduğunu söylüyorlar.

İkinci konu öğretmen, öğrenci kıyaslamasıydı. Türkiye’nin öğretmen kalitesinin düşük olduğunu söylüyorlar. Düşük kalite öğretmenin, vasıfsız öğrenci yetiştirdiğini belirtiyorlar.

Son olarak Türkiye’de eğitimin ağır olduğunu, yabancı ülkelerde üniversite seviyesinde öğretilen matematik konularının Türk çocuklarına liselerde okutulduğunu söylüyorlar.

Başarısızlığa bahaneleri bunlar.

Açıklamalarıma geçmeden evvel PİSA ve Türkiye ile alakalı bir iki cümle kurmakta fayda var. PİSA sınavına giren her ülkenin çocukları sınavı kendi dillerinde oluyorlar. Yani Türk çocukları Türkçe, Finlandiyalı çocuklar Fince sınav oluyor.

PİSA, matematik, fen ve okuma sınavlarında oluşuyor. Çocuklar problem çözüp, kendi dillerini okuma/anlama becerilerini gösteriyorlar.

Türk çocukları bu sınavlarda, Matematikte 45, Fen bilimlerinde 41, Okumada ise 37. sırada yer aldı. Sınava 72 ülkeden 15 yaş altı çocuklar katıldı. Bu 72 ülkenin 35’i OECD ülkesiydi ve Türkiye genel sıralamada 45. olurken, OECD listesinin sondan birincisi oldu. Son olarak bu sınav üç yılda bir yapılıyor ve biz her üç yılda bir geriliyoruz.

Gelelim bazı yorumlarıma.

Öncelikle milli gelir meselesi doğrudur. Ne kadar para o kadar kaliteli eğitim demektir. Fakat bu mantık eksiktir. Materyalist, komünist bir devlet için böyle bir mantık yürütülebilir fakat amaç ve uzak görüşlülük olmadan istediğiniz kadar paranız olsun kaliteli eğitim vermiş olmazsınız.

Sınıfa giren öğrenci bir hedef uğruna değil de yüksek not almak için dersi dinlerse hiçbir şey kazanamaz. Bu manevi güç, en az para kadar önemlidir. Bizim birinci eksiğimiz budur.

Öğretmen meselesine gelince bu konu çok hassastır. Öncelikle memleketin evlatları atanamadığı için karın tokluğuna çalışırken, bir kısmı kendi canına kıyarken, cemaat evlerinde atamalar yapılan ülke burasıdır. Daha sonra ‘Pedagojik Formasyon Eğitimi’ adı altında ‘1 öğrenciyi kazanmak için 30 öğrenci nasıl harcanır’ eğitimi veren ülke burasıdır. Öğretmen yetiştiren okullarında en kötü eğitimi veren ülke burasıdır.

Daha çok şey sayılır. Bu meseleyi çözmenin yolu Subay Öğretmen projesiydi. Gelin görün ki askeri okulları kapatıp, ‘Milli Savunma Üniversitesi’ adı altında bir panayır açtılar. Yeni çözümler aramak gerekiyor.

Son olarak eğitim çok ağır denilmişti. Eğitim ağır değil saçmadır. Her yılbaşında ders müfredatları değiştirilmekte, aralarında iki sınıf fark olan çocuklar bile birbirinden farklı müfredatları okumaktadır. Program fazla yoğun, detaycı ve ezbercidir.

Pekala tüm bunların sebebi nedir?

Türkiye’nin birçok sorununun temelinde ne varsa odur. O temel sorun ‘Milli Politika’ yoksunluğudur. ABD’nin amacı Nükleer Enerji kralı olmaktır, okullarında buna göre adam yetiştirilir. Rusya, Siber Güç olmak ister, okulları bunun için çalışır. Hindistan Mars’a gitmek ister, okulları uzay eksenli ders okutur.

Pekala Türkiye ne istiyor?

İşte bunu biz bile bilmiyoruz. Çünkü o an ki hükümet ne isterse onu istiyoruz. Önce bunu çözmeden hiçbir sorunu halledemeyiz.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone