Türkler ve Demircilik- Turan İlhan

demir

 

Bozkurtlar Diriliyor’dan;

Buluç sevinçliydi. Artık dinlenebilirdi. Mağaranın içine uzandı. Açlık, susuzluk… Şimdi bunlar ondan çok uzaktı. Ocağın alevi yüzüne vuruyordu, çekiç sesleri bozkırın boşluğunda kaybolurken derin bir uykuya daldı. Çekicin örse inerken çıkardığı sesler, ona çocukluğunun kaygısız, yani bahtıyar günlerinde bile duymadığı tatlı bir ninni gibi geliyordu. Çekicin her vuruşu ülküye doğru atılan bir adımdı. Çekiç, örse vura vura kılıç yapılacak, kendisi kılıcı takınca Kutluk Şad’a katılacak, sonra Ötüken’e varmak için kutlu savaş başlıyacaktı. Buluç uyuyordu. Büyük bir yorgunluktan sonra daldığı bu derin uykudan onu kimse uyandıramazdı. Öyle olduğu halde ihtiyar, çok ihtiyar dedesinin çekiç vuruşlarını duyuyordu. Tıpkı gençliğinde olduğu gibi aşkla, şevkle ve kuvvetle vuruyor, yapılacak kılıcı torunu değil de kendisi kuşanacakmış gibi çalışıyordu: Tırak!… Tırak!… Tırak!…

            Bu ahenkli ses, beride rahat rahat uyuyan gence pek uzun, sanki bir gece değil de bir yıl sürmüş kadar uzun geldi.

Ulu  Yolbaşçı’nın adeta yaşayarak tasvir ettiği bu bölüm, benim için, Bozkurtlar Diriliyor’daki en etkileyici sahnelerden birisidir. Bir metalbilim (metalurji) öğrencisi olarak atalarımızın demircilikte gösterdiği hünerler her zaman en büyük gurur kaynaklarımdan olmuştur. Bu dergiyi okuyan herkesin Bozkurtlar serisini okuduğundan eminim ve kitabı okuyanların çoğu, Buluç’un ak sakallı dedesinin yaptığı kılıcın kitap boyunca kutsal bir simge olarak taşındığını ve hemen her olayın içerisinde yer aldığını hatırlayacaktır. Bir yüzünde “Kutluk Şad”, öteki yüzünde “İlteriş Kağan” yazan kılıç, Bozkurtlar Diriliyor’da adeta Türklerin bağımsızlık simgesi haline gelmişti. Sadece bu kitapta değil; Ergenekon Destanı’nda ya da binlerce yıl sonra Anadolu’daki kurtuluşumuzda, tüm yurdu “demirağlarla ördüğümüzde dört baştan”, daima demir teması merkezdeydi. Demir; Türk’ün hüneri, umudu, kurtuluşudur ve hür geleceğinin teminatıdır.

Tarihi devirler bakır çağıyla başlar tunç çağıyla devam eder, son çağ ise demir çağıdır. Erime noktası düşük olan bakır ve tunç, üretimi kolay metallerdir hatta bakır antik devirlerde doğada saf halde bulunabiliyordu dolayısıyla insanların yapması gereken tek şey bakıra şekil vermekti. Hal böyle olunca, metabilim açısından, bakır çağının öncüsü olan medeniyetlerin saygınlığı, demir çağının öncülerininki kadar yüksek değildir. Erime noktası 1538 oC olan demir, üretimi ve şekillendirmesi oldukça zor olan ancak onu üretebilen medeniyetlere büyük zaferler ve refah kazandıran bir madendir. Demircilik sanatı tüm insanlığın ortak katkısıyla günümüze kadar gelişerek ulaştı ve Türkler de bu süreçte önemli pay sahibidir. Demirden imal edilen en eski eşyanın MÖ 4000 dolaylarında Kuzey Afrika’da üretildiği kabul ediliyor ancak bu demirin insan eliyle üretilmediği, meteor kaynaklı olduğu düşünülüyor. İnsan eliyle üretilen ilk demire ise atalarımızın yaşadığı bölgeler olan Orta Asya ve Kafkasya bölgelerinde rastlıyoruz. MÖ 2000’e tarihlenen bu ilk demir üretimi, Anadolu ve Avrupa medeniyetlerinin demir çağına giriş tarihleri olan MÖ 1200’den çok daha öncedir, Altay dağları çevresinde yaşayan Ön Türklerin ve özellikle İskitlerin demir üretiminde insanlığa katkısı oldukça fazladır.1

 

 

Dövme Demir ve Döküm Demir

 

Günümüzde demir üretmek için demir cevheri (madenden çıkarılan toprak ve diğer metallerle karışık; ancak demirce yüksek içeriğe sahip yığın) fırına konur ve erime noktasına kadar ısıtılır. Eriyen demir, cüruf adı verilen diğer karışım maddelerinden sıvı halde ayrılır ve ayrı bir yerde toplanır, katılaştıktan sonra ortaya çıkan demire döküm demir denir.

dem

Orta Çağın başlangıcına kadar dünya üzerinde hemen hemen hiçbir fırında 1538 oC ye kadar ısıtma yapılamıyordu. Demiri eritmenin mümkün olmaması yüzünden insanlar ergitme yerine dövme metodunu tercih ediyorlardı. Yıllarca demir üretmek için kullanılan bu yöntemde cevher 1100 oC civarlarına kadar ısıtılır. Bu sıcaklıkta cüruf katı halde dökülmeye ve demir ortaya çıkmaya başlar. Demirin içerisindeki külleri ve toprağı uzaklaştırmak için sıcak demir çekiçle sürekli dövülür ve ateş canlı kalsın diye körüklenir. Bu işlemler sonucunda elde edilen demire “dövme demir” ismi verilir. İnsanlar uzun yıllar boyunca dövme demirle yetinmek zorunda kaldılar. Bu demir çeşidini üretmek çok daha fazla zaman gerektirir ve safsızlığı çok yüksek olduğu için daha kırılgandır. Özellikle kılıç, at nalı, zırh gibi sert ve ani kuvvetlere maruz kalan eşyalarda kullanıldığında kırılmaya müsaittir. Dolayısıyla insanlığın önemli teknolojik adımlar atmasına imkan sağlayamasa da kap yapımında etkili bir malzemedir. Kazancılıkta son derece başarılı olan Hunlar, bu başarılarını bakıra ve dövme demire borçludur.2

 

Tarihteki ilk döküm demirin MÖ 5. Yüzyılda Çin’lilerin tarafından üretildiği kaydediliyor. Çin’e mal edilen birçok icatta Çin’in komşusu olan göçmen kabilelerin katkısı olduğu aşikardır; ancak önemli savaşları dahi yazma gereği hissetmeyen atalarımızın demircilikle ilgili tekniklerini ve yeteneklerini birinci elden öğrenme imkanımız ne yazık ki yok.

 

Çin kaynaklarında geçen birçok tarihi belgeden öğrendiğimize göre Türkler, özellikle Altay dağları çevresinde yaşayanlar, bulundukları coğrafyanın demircileri olarak biliniyordu. Çin kaynaklarına göre Devlet’in kuruluşundan sonra Türk kağanı İlhan Tumın, Cücen Hanın kızını istemiş ve bu duruma sinirlenen Han, Türk elçisine:

“Türkler benim demircilerimdir. Kızımı istemeye nasıl cesaret ediyorsunuz.”

demiş. Gerçekten de Türk boylarının bir kısmı Cücen Hanlığına tabi olup, onlar için Altay dağlarında demircilik yapıyordu.3 Ayrıca Ergenekon Destanı’nda yer alan demir dağın eritilmesi menkıbesi Türkler’de demirin erime noktasına ulaşılabildiğinin, “demir eritme” kavramının var olduğunun bir göstergesidir. Demircilik konusundaki yetenekleri Orta ve Uzak Asyada kabul görmüş olan Türklerin, Çin’in ilk demiri eritebilmesinde ve ilk dökme demiri üretmesinde etki sahibi oldukları aşikardır.

 

Kılıç Yapımı

at

Türkler savaşta erkek ejderdir,
Nefesleri alev, hınçları bela yağmuru,
Bayrakları, zırhları siyah demir,
Bilekleri ve külahları demirden,
Sen yeryüzü demir diyeceksin,
Süngüleri havada bir zırh sayacaksın,
Yer ve dağ demir oldu diyeceksin…

 

Firdevsi’nin “Şehname” isimli eserinde Zal, Türklerle ilk defa savaşacak oğlu Rüstem’e Türkleri bu sözlerle tarif ediyor. İnsanlığın metal üretme çabalarının altında yatan itici kuvvet hiç şüphesiz daha iyi silahlar yapmaktır, bu tarihte böyle olduğu gibi günümüzde de böyledir. Demircilikte başarılı olan atalarımızın amacı da muhakkak daha iyi silahlar üretmekti ve bunda da son derece başarılı oldular. Ortalama bir kılıcın 2 kg olduğunu, bir insanı öldürmek için çok daha fazla kuvvet harcamak gerektiğini, ayrıca at üstünde ve diğer elinizde kalkan varken saatlerce savaşmak zorunda olduğunuzu düşünün. Müthiş bir yoruculuk. Harcanan enerjiyi en aza indirmek ve savaş ortasında kılıcın parçalanmamasını sağlamak kılıç ustalarına düşüyor. Ham haliyle demir, kılıç yapımına uygun bir malzeme değildir; savaş anında zırhla ya da başka bir kılıçla temas ettiğinde yamulmaya ve kırılmaya müsait bir yapısı vardır. Erimiş demir kalıp içerisine dökülerek kılıç şekli verilir daha sonra uzun süren dövme, suya daldırma ve bileyleme işlemleri başlar. Kılıca vurulan çekiçler o kılıcın daha sert olmasını sağlar, her bir çekiç darbesi metalin içerisinde nanometrik boyutta çatlaklar yaratır ve bu çatlaklar demirin sertleşmesini sağlar ancak esnekliği de azaltır. Dövme işlemi çoğunlukla 500 – 600 oC de yapılır,  yüksek sıcaklıkta yapılmasının sebebi ortadan kalkan esnekliği kılıca tekrar kazandırmak ve ani kuvvet binişlerinde kılıcın kırılmak yerine esnemesini sağlamaktır Suya daldırma işlemi ise benzer şekilde kılıcı sertleştirmek için uygulanır ancak bu işlemden sonra kılıç 600 oC’ye kadar ısıtılıp soğutulmalıdır aksi halde çok sert ve kırılgan olur.

Kılıç yapımında binlerce yıldır kazandığımız geleneğin izlerini metalbilimde bugün dahi görüyoruz. Birçok bilim dalında (ne yazık ki) Türkçe terimler olmamasına rağmen metalbilimde Türkçe ve Türkçeleşmiş olan birçok terim bulunmakta ve bu terimlerin bir kısmının kökeninin kılıç imalatı olduğu anlaşılmaktadır. Örnek verecek olursak; demiri yüksek sıcaklıkta dövme işlemine; tavlama, suya daldırma işlemine; su verme ve bu işlemi takiben 600 oC ye ısıtıp soğutmaya ise menevişleme denmektedir. Türk metal literatürünün yabancı kelimelerden fazla etkilenmemesinin sebebi hiç şüphesiz kadim bir metal kültürüne sahip oluşumuzdur.

Üzengiden bahsetmezsek demirci atalarımızın kemiklerini sızlatırdık. Türk demircilerinin Türklüğe ve insanlığa en büyük hizmetlerinden birisi şüphesiz üzenginin icadıdır. Üzengi ile birlikte uzun mesafeli at yolculuğuna çıkmak ve atlı otçuluk yapmak mümkün hale geldi, savaş sanatında çok önemli bir kırılma noktası. Üzengi ilk defa İskitler tarafından kullanılmıştır, bu mirastan faydalanan Hunlar üzengi sayesinde Avrupa içlerine kadar ilerlemiş ve atlı okçu ile belki de ilk defa karşılaşan Roma İmparotorluğu’nun çöküşünü başlatmıştır. Savaşların yanında, dünyada uzun mesafe yolculuğu mümkün hale getirerek iletişim imkanlarını genişleten üzengi birçok sivil amaç için de kullanılmıştır.

 

Kaynakça

Bu yazıya çizimleriyle katkı sağlayan sanatçı ruhlu Türkçü Kağan SARGIN’a teşekkürü borç bilirim.

  • http://www.anselm.edu/homepage/dbanach/h-carnegie-steel.htm
  • Makaleler ve İncelemeler, Abdulkadir İnan
  • Türk Destanları, Abdülkadir Donuk

 

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone