Türk’ün 2 Belası!

Tarihimiz boyunca Türk milletinin başına bela olmuş sayısız şey vardır. Bu belalar bazen bir millet, bazen bir din, bazen bir devlet olarak karşımıza çıkmıştır. Her birini usulünce mücadele ederek ortadan kaldırmışızdır. Fakat her ortadan kalkan belanın ardından bir yenisi zuhur etmiş, bu mücadele yeniden başlamıştır. Çünkü Türk milleti; ‘Acıktığı zaman doymayı, doyduğu zaman da acıkmayı bilmez’ bir millettir.

Atsız’ın ‘Bu memleket, geri zekâlılarla, delilerle ve ruh hastalarıyla doludur’ sözüne ‘Türklüğe hakaretten’ dava açan savcılar var. Yukarıdaki söz de Bilge Kağan’ın, Orhun Yazıtlarında geçiyor. Ön bilgi olarak bulunsun.

Türk milleti bugün bankalara borçlanarak doymuş bir millettir. Bu uyuşukluğun, rehavetin, hareketsizliğin sebebi budur. Bilge Kağan’ın dediği gibi de ne zaman acıkacağını düşünmemektedir. Acıkacağı zamanı bekliyoruz.

Tekrar konumuza dönersek, düşmanların dönemsel olarak değiştiğini söyledim. Bir de her dönem var olan düşmanlar vardır. Bu yazıda bahsedeceğim düşmanlar da bunlardandır.

Düşmanlarımızdan ilki ‘uyku’dur. Bu uyku hem millet hem de Türk açısından her dönemin en büyük düşmanıdır. Bireyler nasıl uykuya dalarsa, milletler de uyur. Hazar Kıyısında, Japon Denizi’ne kadar ki bölgeye hâkim olan Türkler uyumuyordu. Osmanlı döneminde Viyana’dan Yemen’e kadar hâkim olan, Cengiz Han zamanında bilinen dünyanın üçte ikisine hâkim olan Türkler uyumuyordu.

Birey olarak değil, millet olarak uyumuyorlardı. Çünkü başlarındaki Kağana; ‘Gündüz oturmuyor, gece uyumuyordu’.

Yine Orhun Abilerinde geçen bu söz, alenen bellidir ki edebi bir anlatımdır. Burada asıl anlatılmak istenen çok çalışmaktır. Nitekim bahsettiğim dönemlerde hüküm süren Kağan’lar çok çalışmışlardır.

Bireyler olarak günümüzde ne kadar uyuyoruz?

Başta TV ve İnternet olmak üzere hemen her mecradan, uyuşukluk, tembellik ve uyku övülüyor. Çok uyumak sempatik bir olguymuş gibi sunuluyor. Sosyal medyada uyku ve uyumak kavramlarından espri ürettiğini sanan insanların paylaşımları elden ele geziyor. Çalışmak üzerinden fikir pompalayan yok.

Her insanın 1 günü 24 saat derler. Hâlbuki durum böyle değildir. 10 saat uyursanız gün 14 saate düşer. 4 saat uyursanız 20 saate uzar. ‘Gün’ dediğimiz kavram yaşadığınız zamanla alakalıdır. Yani sizin uykudan çalacağınız 2 saat, size ‘gün’ olarak geri dönecektir.

Bir genç için 24 saatin 5 saatini uyku ile geçirmek yeterlidir. Arta kalan 19 saati, okul, eğer çalışıyorsa iş, ders gibi zamanlara böldükten sonra uykudan çaldığı 5 saati istediği gibi kullanabilir. Kitap okuyabilir, tiyatro/sinema gibi faaliyetlerde harcayabilir, el işleriyle geçirebilir veya herhangi bir proje üzerinde çalışabilirsiniz.

‘Gündüz oturmadım, gece uyumadım’ diyen atanın, uyuşuk, uyku düşkünü, ruhsuz torunları olmayalım. Dede Korkut’un dediği gibi; ‘Uyku, Oğuz’un en büyük düşmanıdır’ bu düşmana mağlup olmayalım. Bu şekilde uyuyup, uyanmak zor değildir, 1 haftada alışırsınız. Size yakışan budur.

*

**

Gelelim ikinci düşmana.

Bu düşmanda yüzyıllardır içimizdedir, aramızdadır, son yıllarda başımızdadır.

Bir konu ile alakalı, çözüm bellidir. Bu çözüm bazen bilimsel çalışmalarla bulunuz, bazen tecrübe ile öğrenilmiştir.

Mesela, her paketinde 20 tane kalem olan bir paketin 5 tanesinde 100 tane kalem vardır. 5 ile 20’yi çarparsınız sonucu bulursunuz. Veya kimya ile ilgili problemlerde bu şekilde çözülür ya da kendine has çözümlerle halledilir.

Diğer tür çözümlere ise kapağı sıkınmış konserveyi verelim. İç basınç/dış basınç gibi tabirleri kullanarak açıklayabilir hatta çözebilirsiniz. Fakat büyüklerimiz kavanozun tabanına iki tane vurup açarlar. Sorun sıkışma, çözüm ise budur. Bu tecrübeyle öğrenilmiş bir şeydir.

Bunu daha büyük bir örnekle pekiştirelim. Ermeni terörü vaktiyle günümüzdeki Kürt terörü gibi Türkiye’de sorun çıkartmıştır. Alınan tehcir kararıyla bu sorun halledilmiştir. Günümüzdeki sorunun çözülmüyor, bakın çözülemiyor demiyorum, çözülmüyor olmasının sebebi tecrübe ile kazanılmış çözümün uygulanmıyor olmasıdır.

Bunun sebebi Türk’ün en büyük ikinci düşmanı olan ‘Her kafadan bir ses çıkmasıdır’.

Türkçülük belirlenmiş, değişmez bir davadır. Fakat her önüne gelen bu dava üzerinde bir laf söylediği için sorun çıkmaktadır. Bunların bir parça güç sahibi olduğu zaman kendileri dışındakileri Türkçülükten aforoz ediyor olması bir diğer sorundur.

Bu durum sandık tarihimizle kıyaslanarak araştırılırsa bu konu daha iyi anlaşılır. Bugün çekilen sancıların sebebi de bu beladır.

Tanrı Türk’ü bu belalardan korusun. Yakarışımız bu fakat işe koyulmadan Tanrı dua duymuyor. O yüzden birinci belayı halledeceğiz, ikinci bela çözülmüş olacak. Millet, fedakarlık bekler!

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone