Türk’ün Yönü

KemalOnalir

Bundan yıllar önce Ziya Gök Alp’in bir cümlesi üzerimde büyük bir etki bıraktı. O cümle şöyleydi; ‘Başka milletler muasır medeniyetler seviyesine çıkmak istiyorsa, mazisini unutmalıdır. Fakat Türk milletinin mazisini hatırlaması yeterlidir.’

Daha sonra Tarih eğitimi almaya başladım ve bu sözün ne kadar doğru bir tespit olduğuna bizzat şahit oldum. Bu yazımda dikkatimi çeken en önemli örneği, Tolunoğlu Ahmet Bey’in Mısır’da 9. yüzyılda kurduğu hastahane yahut o dönemki adıyla ‘Bimarhane’yi kısaca anlatacağım.

Tolunoğlu Ahmet Bey, Mısır valisinin vekili olarak bölgeye atadığı bir komutandır. Fakat merkezi otoritenin çürük olduğu dönemde Mısır yönetimini tamamiyle kendine bağlamış ve Mısır’da ilk Türk yönetimini kurmuştur.

Tolunoğlu Ahmet Bimarhanesi bu çağın bütün sağlık politikalarının, poliçe kampanyalarının hayal bile edemeyeceği bir seviyededir. Solcuların, küreselleşme, soysuzlaşma ile ulaşabileceklerini sandıkları sosyalizm ile alakalı bütün kitapları yaktıracak seviyededir.

Peki, bu Bimarhane nasıl işletiliyordu?

Evli ve üç çocuk babası bir kişi olarak Tolunoğlu’nun Mısır’ında yaşadığınızı düşünün. Hastalandığınız zaman Bimarhane’ye gidiyorsunuz. Girişte ilk götürüldüğünüz yer hamam oluyor. Üzerinizdeki kıyafetler alınıyor, tedavi boyunca giyeceğiniz temiz elbiseler veriliyor. Tedavi boyunca, ilaç, yemek, yatak parası vermiyorsunuz. Buraya kadar olanlar o kadar da ulaşılmaz durmuyor olabilir.

Asıl önemli olan kısım şöyle; siz tedavi olurken her gün evinize taze yemek götürülüyor. Eşinize harçlık veriliyor. Aklınız çocuklarınızda, eşinizde kalmıyor. Hastalığınız isterse bir yılda iyileşsin bu hizmet kesilmiyor. Aynı zamanda tamamen iyileşmeden taburcu edilmiyorsunuz.

Hastalığınızdan kurtulup evinize döneceğiniz zaman ilk girişte sizden alınan kendi kıyafetleriniz yıkanmış, temizlenmiş bir şekilde size teslim ediliyor. Bir öğün yemek ve taze bir ekmek, hastahane tarafından hazırlanmış macunlar yine ücretsiz olarak size verilip taburcu ediliyorsunuz.

Bu hastahane sadece sivillere hizmet veriyor. Çocuklar ve askerlerin kendi hastahaneleri var. Bunlarda tamamen ücretsiz ve en önemlisi bütün hastahanelerin araştırma bölümü diyebileceğimiz bölümleri var. Yani bu kamu hizmeti veren mekânlar aynı zamanda devasız dertlere derman aranan bilim yuvalarıdır.

Bu hastahanelerin giderleri Mısır çarşısının gelirlerinden karşılanmaktadır. Yani devletin hazinesinden tek kuruş harcanmadan bütün bu hizmetler sunulmuştur.

Şimdi; ‘1200 sene öncesinin hastahanesini anlatıp çözüm buldum sanıyor’ diye düşünenler olabilir. Ben bu sistemi alıp uygulayalım demiyorum. Benim anlatmak istediğim Türk milletinin sıkıntısına dışarıdan çözümler aramayın. Bizim her derdimizin devası kendi tarihimizde mevcuttur.

Yıllar önce yaptıysak, dünyaya medeniyeti, bilimi, kültürü, kamuya hizmeti nasıl öğrettiysek yine yapabiliriz.

İşte, yüzyıllar öncesinden atalarımızın bizlere gösterdiği yol. Ne batı ne doğu ne de başka bir yön. Türk milletinin yönü.

Türk tarihi aradığınız her inceliğin, her çağdaşlığın membaıdır. Çıkış yolu başka milletleri örnek almakta, taklitçilik yapmakta, ezik büzük hareketlerde değil, tarihimize dönüp bakmaktadır.

Tolunoğlu Ahmet Bey’in kurduğu ve yaşattığı, Timur’un dilenmeyi yasaklayacak kadar insanlara imkânlar sağladığı, Osmanlı’nın medrese öğrencilerine etsiz yemek verdiği zaman akçeyle ödeme yaptığı sistem bizimdir. Sosyalizm kavramı anasının karnına düşmezden evvel Türkler; ‘kamuya hizmet, Tanrı’ya hizmettir’ şiarıyla bunu uyguluyorlardı. Türk milleti başındaki Kağan’da; ‘Budunu bay kılmak için çalışmak’ şartını arıyordu.

 

 

 

 

 

 

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone