Vaktiyle Bir Atsız Varmış!

Nihal Atsız’ın ömrünü, yaşamını, heyecanlarını, ideallerini artık herkes biliyor. Bunları tekrar etmeye gerek yok diye düşünüyorum. Anlaşılması gereken konuyu şöyle açıklayayım.

Bir insan düşünün; ömrünü siz iyi olun, şerefli yaşayın, düşmanlarınızı bertaraf etmiş bir şekilde Türk olmanın gururuna varın diye heba etmiş ve karşılığında hiçbir kazanç elde etmemiş, asla kendi çıkarını düşünmemiş ve hatta bu uğurda işkenceler görmüş ama yine de düşüncelerinden taviz vermemiş…

Hayatı Türklüğe hizmetle, Türk tarihinin karanlık sayfalarını gün yüzüne çıkararak, gençliğimizi zehirleyen yozlaşmalarla savaşarak, Türkçülük yaparak geçmiş. 70 yıllık ömrüne bir kaç kitap, bir kaç dergi, bir kaç yüz makale ve epey bir şiir sığdırarak Türkçülüğü sistemleştirmiş ve bizleri yetiştirmiştir.

Akademik anlamda 20. yüzyılın en büyük Türk tarihçisi olan Fuat Köprülü’nün asistanlığını yapmış, Osman Gazi’nin meşhur rüyasının da anlatıldığı Osmanlı’nın ilk dönemlerini bizlere öğretmiş, Kürşad adını aslına en güzel şekilde uydurarak onun şanlı destanını gün yüzüne çıkarmıştır.

Sürgün olarak gönderildiği Süleymaniye Kütüphanesi onun için adeta ödül olmuş ve en büyük hizmetlerini seçkin el yazma eserlerinin bulunduğu Süleymaniye Kütüphanesi’nde memurken yerine getirmiştir.


Tarih en adil yargıçtır. Bugün bir zamanların zirve ismi koca Özal bile ölüm yıldönümünde Atsız kadar anılmıyor. Doğru düzgün adı bile telaffuz edilmiyor. Süleymaniye Kütüphanesi’nin emektar bir memuru ise Türkiye’nin dört bir yanından gençler tarafından her yıl hatta her gün saygıyla ve coşkuyla anılıyor, fikirleri zihinlerde yeşeriyor.

Şimdilerde kendini kainat lideri sananlar tarih adlı yargıcın vereceği hükümden elbet nasiplerini er ya da geç alacaklardır.

Atsız’ın genç Türkçülere çok öğütleri olmuştur. Asker olun, kaymakam olun, öğretmen olun demişti. Hiçbir şey olamıyorsanız yaptığınız işte en iyi olun demişti. Gürbüz çocuklar yetiştirin demişti. Hep Türklüğün yararına konularda bizlerden istekleri olmuştu. Kendi için ise sadece bir isteği vardı. Bu isteğini onlarca şiirinden bir tanesinin şu mısrasına gizlemişti:

“Bir gün gelip ırkımızın gürbüz erleri
Adım adım dolaşırken kutlu yerleri
‘Vaktiyle bir Atsız varmış…’ derlerse ne hoş!
Anılmakla hangi ruh olmaz ki sarhoş?”

Öz evlatlarının yerine getiremediği bu vasiyeti, biz, Atsız vefat ettikten tam 30 sene sonra yerine getirmeye başladık ve her sene onun ırkının gürbüz erleri yani talebeleri olarak kabri başında aziz ruhunu sarhoş etmek için ülkenin dört bir yanından Türkçüler olarak toplanıyoruz.

Atsız’ın vefat yıldönümü 11 Aralık olmasına rağmen Pazar gününe denk geliyor, herkes gelebilsin diye 10 Aralık günü İstanbul Harem’de buluşmak üzere etkinliğimizi planladık. 2015 yılında bütün illerin katılımıyla gerçekleştirdiğimiz anmada aşırı kalabalık yüzünden mezar taşları zarar görüyor diye sadece yakın bir kaç ilin katılımıyla etkinliğimizi gerçekleştirmeye karar verdik. Afyon, Kocaeli, Yalova, Muğla, Bartın, Tekirdağ ve Bilecik il temsilciliklerimiz ve derneklerimiz ile İstanbul Turancılar Derneği’nin ev sahipliğinde toplandık. Bayraklarımızla birlikte sessizce Atsız’ın mezarına yürüdük. Vasiyeti üzerine onun ruhunu sarhoş etmek için Caner Kara’nın yazdığı Kürşad’ın Sofrasında şiirini okuduk. Dualarımızı ettik ve memleketlerimize döndük.


Bir gün öncesinde de İstanbul Turancılar Derneği’nin daveti üzerine “Atsız ve 21. yüzyılda Türkçülük” konulu bir söyleşi yaptım. Daha doğrusu yapmaya çalıştım. Konuyu şöyle anlatayım: Ben 26 yaşında bir öğretmenim. 19 yaşımdan beri bilfiil derslere girerim, hayatımı topluluk önünde konuşarak kazanırım. İngilizce derslerinin yanında Türkçülükle, tarihi konularla, çalıştığım şirkette yönetimsel eğitimlerle ilgili sayısız sunum deneyimim olmuştur. Dediğim gibi hayatımı kalabalıklara bir şeyler anlatarak kazanırım. Üniversitede de bu işin yoğun eğitimini aldım. Ama Cumartesi günü İstanbul’daki teşkilatımıza karşı belki 10 bininci konuşmamı yapacaktım ki birden heyecan bastı. Adımı sorsalar “harf alayım” diyecek hale geldim. Daha bir kaç hafta önce aynı konuyla ilgili Bilecik’te bir buçuk saatlik bir söyleşi yapmışken İstanbul teşkilatımızın karşısında hayatımın ilk kötü sunumunu yaptım. Ahmet Şerif İzgören derdi “biz de az sıvamadık” diye ama bu olay benim başıma hiç gelmemişti ta ki Cumartesi gününe kadar.

Katılım ve sabır gösteren tüm dava arkadaşlarıma ve emeklerinden dolayı İstanbul Turancılar Derneği Başkanı İbrahim Ecevit’e teşekkürlerimi sunuyorum.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone