Vatanseverlik Üzerine

YusufDuzgoren

Bu memlekette kime sorsanız vatansever olduğunu, vatanı, milleti, devleti, dini için canını vereceğini söyler. Peki, bu konuda gerçekten samimiler midir? Kısaca bunun incelemesini yapmaya çalışalım.

Vatan sana canım feda’cılar:

Vatan sevgisi mühim bir konudur ve hümanistler tarafından da genelde “faşistlik” olarak adlandırılmayan, kişide olması gereken bir histir. Vatan denilen kavram bir kara parçasını, onun üzerinde yaşayan insanları ve bu insanların kurduğu idari teşkilatı (yani devleti) ifade etmektedir. Vatanseverler ise “vatan” kavramını koruma, kollama ve geliştirme gayesi güden insanlara denir. Bu öyle işkembeden sallamakla olmaz. Yazının başında belirttiğimiz gibi sepetçi çingenelerine dahi sorsanız vatanları için ölmeye her daim hazırdırlar. Fakat bu işin lafta kalmaması için bu arkadaşlara adı Dolar, Sterlin, Euro olan “spalilerden” bir miktar gösterseniz aynı duygular devam mı eder işte bu sorgulanır. Onların spalileri kağıt para veya değerli maden iken, acaba bizim “spalilerimiz” neler?

İşte bu noktada putperestliği yok ederek yükselen İslamiyet’in “vatan sevgisi imandandır” anlayışını irdelemek gerek (bu sözle anlaşılması gereken şey; imansızın vatanı sevemeyeceği değil, imanı olanın vatanını sevmesi gerektiğidir). Tanrı 1400 yıl önce taştan veya odundan yontulan putların yıkılmasını, bunların kul ile kendi arasında aracı olmaması gerektiğini ifade ederken bize de “akletmemizi, düşünmemizi” emrediyordu. Yani diyordu ki: “Tanrıdan başka ne bir dost, ne bir şefaatçi vardır.” Cahiliye dönemindeki inanca göre putların görevi Tanrı’yla insanlar arasında aracılıktı ve Tanrı buna karşı çıkmıştı. Peki, günümüzde taştan ve odundan putlar yerine biz neleri koyduk? Parayı koyduk mesela, tek başına tuvalete gitmekten aciz şeyhleri koyduk, uzattığı sopayla tövbe dağıtan cemaat liderlerini koyduk, şanı, şöhreti koyduk, ihaleyi, arsayı, araziyi, rüşveti koyduk. Hal böyleyken, İslamiyet’i kirletmekten çekinmeyen, dini putperestleştiren dindar nesillerin vatan kaygısı güttüğünü mü sanıyorsunuz? Bunlar en ufak bir sallantıda giyerler ihramlarını, Arabistan’a yerleşip “mü’min” olarak ölebilmeyi, hatta yatsı namazının abdestiyle sıcacık yataklarında ölerek “şehit” olabilmeyi düşlerler. Din Allah’ın dini. O, onu en güzel şekilde korur. Bizim koruyup geliştirmemiz gereken şey bu dünyaya ait olan değerlerdir ve bunların içerisinde en kutsalı vatandır.

Kişi sevgilisine onu sevdiğini söylerse ama davranışları bu sözünü destekler nitelikte olmazsa, karşı taraf zamanla bu sevgiden şüphe etmeye ve sonra da inanmamaya başlar. İddialar ispat ister. Söz konusu vatan ise bu sevgiyi önce kendinize ispatlamanız, kabul ettirmeniz gerekmektedir. Bence bunun için tek ölçüt kişinin üzerine düşen görevi veya işi hakkıyla yapıp yapmaması ve zihniyetidir.

Atatürk’ün dediği gibi: “Vatanını en çok seven, işini en güzel yapandır.” Kendinizi gözlemleyin. Öğrenciyseniz ne kadar iyi bir öğrencisiniz? Atatürk sizi görseydi “yahu sen işini çok güzel yapıyorsun, çok iyi bir öğrencisin, vatanını çok seviyorsun” der miydi? Bazı noktalarda samimi olalım. Okullarda teşkilatçılık oynayan, vatan millet diye mangalda kül bırakmayan gençlerin neredeyse hepsinin dersleri vasattır. Memlekete okuyarak, bilim yaparak hizmet etmek bir yerlerine zor geldiği için ona buna reislik yaparak hizmet ettiğini düşünenler maalesef bu ülkede milliyetçi olarak anılıyor.

Tanrı’nın izniyle bu yanlış kanıyı Genç Atsızlar teşkilatı yıkmaya başlıyor. Bizim teşkilatlarımızda yetişip de gerizekalı olan, reiscilik oynayacağım diye ona buna sataşan adam yoktur. “Bilmemnerede teşkilat yok. Üniversiteye oraya gideyim de Türkçülük bayrağını orada da dalgalandıralım” diyebilen ve hedeflediği yerlerde güzel bölümler tutturabilen lise talebelerinin olduğu bir teşkilatız biz.

Kısacası, vatanınızı seviyorsanız bunu ispat edin. Bu ülke için çalışın. Amacınız ev, araba, iyi bir yaşamdan ziyade; memleketi kalkındırmak, bilimde, fende,  kültür düzeyinde ilerleme kaydetmek, yaşamın üzerinize vazife kıldığı mesleğinizi veya görevinizi layıkıyla yapmak olsun. Bunu da sadece yaptığınız işi en iyi şekilde yaparak gerçekleştirirsiniz. Disiplinli, özverili ve çalışkan on milyon insan olsa, bu memlekette her şey çok farklı olur. Ülkeyi kurtarmak her zaman topla tüfekle savaşarak olmaz. Gerektiğinde kanımızı tabi ki dökeceğiz, fakat gerekmediğinde ise terimizi dökmek bir yerlerimize zor gelmemeli.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone