Yeniden sivil Türkoloji…

Kültür Bilimleri Akademisi Başkanı Prof. Dr. Kemal Üçüncü, büyük Türklük bilimci Wilhelm Radloff’un hazırladığı “Türk Lehçeleri Sözlüğü” eserini basıma hazırladıklarını duyurdu. Kemal Hoca Türkiye’nin onlarca üniversitesinden biri olan Karadeniz Teknik Üniversitesinde görev yapan bir akademisyen. Yanında sayısı çok olmayan araştırmacı/akademisyenle birlikte Türklük sahasında önemli olacak eserleri Türklüğe, Türklük bilimine kazandırmaya çalışıyor. Bu kazandırma çabası öyle sıradan ve kolay bir iş değil elbette. Harcanan zaman, maddiyat, uğraşlar… Özellikle çeviri eserlerde çevirilere harcanan giderler, çalışma sırasındaki güçlükler ve bu ürünleri okurlara ulaştırabilmek için büyük bir gayret sarf ediliyor.

Neden yazıya böyle bir örnekle başladık?

Düşünelim bu gayretin amacı nedir? Verdiğimiz bu küçük ancak karşılığı büyük örnekte neyin mücadelesi veriliyor? Bu mücadele Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumunu kuran Mustafa Kemal Atatürk’ün mücadelesi. Karşgarlı Mahmut’un, Necip Asım’ın, Yusuf Akçura’nın, Radloff’un, Bang’ın, Zeki Velidi Togan’ın, Nihal Atsız’ın mücadelesi.

Peki… Elinde maddî olanaklar bulunduran kurumlar, kuruluşlar ne yapıyor? Bir olanak/ürün kıyası yapılsa her kurum, kuruluş olanakları ölçüsünde mi katkı sağlıyor bu sahaya? Tablo ortada… Çok çalışmak gerekiyor çok! Kırgızistan’da düzenlenen kongreye üstelik hiç bilimsel bir gereklilik bile arz etmeden “bedava uçak biletleriyle” gidip Atatürk’ün kurduğu kurumu günlerce boş bırakmak çalışmak değildir. Ya da “açılım süreci”nden gaz alıp Türkçeye yeni harflerin ekleneceğini söyleyip açılım bitince bunu unutmak da değildir!

Bir süredir önemli bir eserle ilgili bilgiye ulaşmaya çalışıyorum. Bu kaynak 13’üncü yüzyılda İbn Manzûr tarafından yazılmış Arapçanın en önemli sözlüğü olan Lisanü’l-Arab. Sözcük sayısı ve içindeki ayrıntılı bilgiler bakımından Arapça sözlükler arasında birinci sırada yer alan bu eserin -kesin olmamakla birlikte- Türkçeleştirilmediğini acı bir şekilde öğrendim. Arap dili için çok büyük bir öneme sahip bu eser kuşkusuz Arapça ile oldukça haşır neşir olan Türkçe için de önemlidir. Böyle bir eserin çevrilmemesi de ne demektir?

Bu çalışma ilâhiyat ile dil ve edebiyat alanları başta olmak üzere belki de sayamayacağımız farklı birçok bölümün ilgi alanına girmektedir. Peki, bu bölümlerde Türkiye geneli kaç profesör, kaç doçent unvanlı kişi vardır? Bu profesörler, doçent unvanlı kişiler ne iş yapmaktadır? Devletin kurumları ne işe yarar? Hâlbuki İslâm dünyasında da Batı’da da aydınlanma döneminde tercüme eserlerin önemi hâlâ algılanmadı mı? Ama acı bir biçimde görüyoruz ki bırakın Arap sözlüğünü biz Türklükle ilgili olan Radloff’un eserini bile Türkçeleştirmemişiz! Ne acı değil mi?

Burada yeniden Prof. Dr. Üçüncü Hocamızın tespitini aktarmaktan geçemeyeceğim. Prof. Dr. Üçüncü şöyle diyor: Türkoloji’nin son 70 yıldır refleks, çözüm, perspektif üretemeyen donuk yapısı var. Bu yapıya karşı yönelttiğimiz eleştiriler karşısında bir noktaya vardık. Dedik ki statik devlet kurumları refleks üretemiyor. O zaman gücümüz yettiğince bir kenarından icra etmeye başlayalım bakalım ne olur? Türkoloji bir sivil toplum kurumu olarak bir aydın inisiyatifi olarak 100 yıl öncesindeki gibi topluma, dünyaya, kendi kültür havzasına yön gösterebilecek fikirleri üretebiliyor.

Siz sıcacık ortamlarda çayı önüne gelen, her ay aldığı parayla elini ısıtanlar ya üzerinize düşeni yapın ya da o mevkileri Türkoloji’ye ihanet edercesine işgal etmeyin! Unutulmamalıdır ki Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran düşünce Türkçülük, onu biçimlendiren etken de Türkoloji’dir. Yine Türkiye Cumhuriyeti’ni ilelebet payidar tutacak, Türk Dünyası’nı bir araya getirecek ve yarının Türklüğünü kurtaracak Türkçülük ve Türkoloji’dir. Türkoloji bir nevi Türkçülüğün pratiği de sayılabilir.

Öyle görünüyor ki tablo yeniden sivil Türkoloji’yi zorunlu kılmaktadır. Elbette sivil anlayış üzerine düşeni yapacak ve tıpkı Cumhuriyet’i kuran temeli oluşturduğu gibi bugünkü Türkiye’yi de ileri götürecektir. Ancak bunun zor olacağı ve zaman alacağı muhakkaktır!

Şu da bilinsin ki makamları, mekânları, mevkileri, imkânları işgal edip de vazifesini yerine getirmeyenlerin yüzüne de bunun vebalini her fırsatta vuracağız!

Saygılarımla…

Ahlâk yolu pek dardır.

Tetik bas, önü yardır.

Sakın hakkım var deme,

Hak yok, vazife vardır!

Ziya Gökalp

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone