Yerli Malı Yurdun Malı Herkes Onu Kullanmalı

Rasim-Topcuoglu

Yerli Malı Haftası’nın çıkış noktası neresidir?

 

1929 yılında yaşanan Dünya Ekonomik Bunalımı’nın ülkemizde de etkilerini göstermeye başlamasıyla birlikte Türkiye büyük bir ekonomik buhrana girmiş ve piyasa durgunlaşmıştır. Bu nedenlerle toplumun yerli malı kullanımını arttırarak ülkenin kazanması amaçlanmış ve 12 Aralık’ta İsmet İnönü’nün yerli malları tüketilmesiyle ilgili konuşmasından sonra okullarda ‘’Yerli Malı Haftası’’ kutlanmaya başlanmıştır.

1983 yılında ise Yerli Malı Haftası’nın ismi ‘’Tutum, Yatırım ve Türk Malları Haftası’’ olarak değiştirilmiştir.

 

Yerli Malı Haftası sadece ekonomiye dair bir olgu olarak mı görülür?

 

Öncelikli hedef için bahsedersek, evet. Son ismini aldığı şekliyle yorumladığımızda da önce tutumlu olacağız. Tasarruf yapacağız. Yaptığımız tasarruflarla yatırımlar yapacağız. Yaptığımız yatırımlar sonrasında da Türk Mallarını tüketeceğiz. Yani hem üreten hem tüketen kısmında yer alacağız ve üreticiye destek çıkacağız. Öncelikli olarak ekonomi, ardından da sosyal dayanışma anlayışı olarak görebiliriz.

Sosyal dayanışma anlayışı da burada önemli bir etkendir. Bunu ilkokul çağlarına kadar götürebiliriz. Gençlerimize okullarında “Yerli Malı Haftası” kutlatıyorlar. Bu haftada her biri belirtilen yerli mallarını getiriyor ve sınıflarda paylaşımlar yapılarak bu etkinlik sürdürülüyor. Orada bir dayanışma bilinci oluşturuluyor. Bunun yanı sıra, yerli malının önemi sadece öğrencilerin getirdikleri mallar ile değil; okunan yazılarla ya da şiirlerle de kendi yaş gruplarına göre anlatılıyor.

Toplumsal yapıya dair bakıldığında, üç koldan iki tanesi -ekonomik yapı ve sosyal yapı- bir arada işliyor.

 

Peki neden yerli malı yurdun malı herkes onu kullanmalı?

 

‘’Yerli malı kullanın kapitalizmin oyununa son verin!’’ tarzı bir anlayış teknik olarak doğru değildir . Çünkü sürekli tüketmeyi hedefleyen bir amaçta yer alır kapitalizm. Biz burada tutum ve yatırım kısmını da göz ardı etmemeliyiz. Soruya gelirsek yerli malları kullanımı emperyalizme bir darbe vurmak anlamına gelecektir. Yani yabancı pazarlara karşı kendi pazarınızı destekleyecek, üreticinizi piyasada güçlendireceksiniz. Bu önemli bir olgudur. -GSYİH bazında baktığımızda ülke sınırları içinde yer alan yerli ve yabancı üretimleri ele alır o farklı bir durumdur.-

 

Peki yerli malı olarak bulamayacağımız bazı mallar piyasada varsa böyle bir durumda bir Türkçü ne yapmalıdır?

 

Bir Türkçü, almak istediği ve üretiminin bulunmadığı bir mal varsa kısa ve uzun vadeli olmak üzere iki ayrı planlama yapar. Uzun vadede şunu planlar:

Ülkesinde üretilmeyen malı bir Türkçü olarak üretilir hale getirtmek. Bakınız Ziya Gökalp’in dediği gibi:

Bir ülke ki çarşısında dönen bütün sermâye
Sanatında yol gösteren ilimle fen Türk’ündür
Hirfetleri birbirini dâim eder himâye
Tersâneler, fabrikalar, vapur, tren Türk’ündür
Ey Türkoğlu işte senin orasıdır vatanın!

 

Kısa vadede ise almak istediği malı bir defaya mahsus olmak üzere alır. Tamamen kullanılmaz hale gelinceye kadar o malı kullanır. Örnek verelim; cep telefonu ülkemizde üretilmiyor yerli ve yabancı olarak telefon alacağız.

Gidip “Apple” marka telefonu aldınız ama her yıl gidip bir üst modelini almak zorunda değilsiniz. Artık kullanamayacağınız zamana kadar götürebilirsiniz bu işi. Bu sadece telefon için değildir. Mesela spor ayakkabı kolunda ülkemizde üretim olmadığını düşünün. Aldığınız “Adidas” marka kramponlarınızın, “Aman şurası biraz soyuldu.”, “Bağcıklarının giriş yerleri esnedi.”, “Daha iyisi çıktı.” gibi nedenlerle yenisini almak yerine sökülmüş ve giyilmez hale gelene kadar kullanabilirsiniz.

 

İşte bir Türkçü’nün yapması gereken bence bunlardır:

Uzun vade için, daima kendi milletinin eksiklerini gidermek ve hatta ileriye taşımak; kısa vade için ise yarının rakiplerinin güçlenmesini önlemektir bir anlamda. Bilinçli tüketici olmak da diyebiliriz adına.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone