Yersen Seçim

Devlet Bahçeli sayesinde hükümetimiz belirsizliklerin aşılması gerektiğini, Türkiye’nin iç ve dış meselelerle ilgili olarak yoğun olduğu bir dönemde seçim tartışmalarını bir an önce geride bırakmasının zorunluğu olduğunu anlamış oldu.

Yani Devlet Bahçeli olmasa hükümetimiz ayvayı yemişti. Zaten o olmasa ne iktidara gelebilirlerdi, ne Abdullah Gül’ü cumhurbaşkanı seçebilirlerdi, ne de yönetim sistemini değiştirebilirlerdi. Akp döneminde ülkeye en çok hizmet eden bakanlık Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı’dır. Malumunuz duble yollar, gemicikler, havuz medyaları falan filan…

Bence dokuz bakanlığı toplasanız bütçe olarak bir Diyanet ederinde olsalar bile hizmet bakımından bir Bahçeli etmezler. Akp varlığını Devlet Bahçeli’ye borçlu olduğunu bilmeli ve bunu aklından çıkarmamalı.

Gelelim seçim konusuna…

Türkçüler olarak erken seçim olsun normal seçim olsun, tüm seçimlere “yersen seçim” mantığıyla yaklaştık.

Çünkü,

Son genel seçim olarak 1 Kasım 2015 seçimini örnek verecek olursak (küsuratları atarak söylüyorum)

56 milyon kayıtlı seçmenin olduğu seçimler için

75 milyon oy pusulası basılmış ve bu seçmenlerin sadece %85’i yani 48 milyonu oy kullanmış.

19 milyon fazladan oy pusulası basılmış, seçim sonunda da oy kullanmayanlarla birlikte 27 milyon oy pusulası artmış.

Bir kaç yılda bir vatana hizmetini mühür basmaktan ibaret sayan bir vatandaş bilinciyle oy kullanmaya gittiniz, pusulanızı aldınız ve perdenin arkasına geçtiniz. Hay aksi! Mührü yanlış yere bastınız. Zaten içtiğiniz sigaranın mecburi vergisini vermekten başka bir katkınız olmayan devletinize hizmet yolunda bir de oy kullanacaktınız ki onda da kaydırma yaptınız. Sandık görevlisine gidip “Ben yeni bir oy pusulası alabilir miyim?” diyerek yeni bir oy pusulası istediniz.

Size yeni bir oy pusulası verirler mi? Vermezler.

Peki değerli seçmen, hiç merak etmedin mi o fazladan milyonlarca basılan oy pusulalarına ne olduğunu?

Memlekette hiç kimse A Partisine oy vermese bile fazladan oy pusulaları sayesinde A Partisinin tek başına iktidar olabileceğini biliyor muydunuz?

Skor belli ama taraftar yine de maç için heyecanlı. Nasıl ama…

Bence OHAL’i uzatır gibi hükümetin görev süresi her dört yılda bir uzatılsın da en azından seçim dönemlerinde vatandaşın cebinden dünya kadar para çıkmasın.

Öyle bir demokratik düzenimiz var ki hasbelkader bir kez tek başına gücü elde ettinmiydi bir daha elinden alabilene aşk olsun.

Bu yüzden bu sistemi beslemek, desteklemek, oy vermek hiç de iyi bir şey değildir. (daha güzel şeyler söylerdim de neyse…)

Bir diğer husus;

Ülkemizde maalesef “şuursuz” demokrasi işlemektedir. Bizim demokrasimiz adaleti bir kenara koyup acayip bir şekilde eşitlik fetişistidir.

Ömrünü siyaset bilimiyle ilgili araştırmalar, çalışmalar yaparak geçirmiş koca bir siyasal bilimler profesörünün de bir oy hakkı var, mitingde “hülooğğ” diye bağıran ablanın da bir oy hatta oy hakkı var.

Doğu’da eksi bilmem kaç derecede kaçak elektrik kullanarak evine hatta ahırına bilmem kaç tane klima takarak ısınan, yakıtı, tütünü kaçak kullanan bir de üstüne “Pekeke halktır” diye bağırarak polise saldıran Kürt’ün de bir oy hakkı var, düzgünce vergisini veren, askerliğini yapan, vatanperver Türk’ün de bir oy hakkı var.

Mutlak eşitlik adaletsizliktir. Demokrasi adaletsizlik içeren mutlak eşitliği baz alırsa biz bu demokrasiye “şuursuz” demokrasi diyoruz ve katılım sağlamıyoruz.

Bu yüzden bu sistemi beslemek, desteklemek, oy vermek insan haklarına aykırıdır, günahtır, hiç de iyi bir şey değildir. (daha güzel şeyler söylerdim de neyse…)

Son mevzuyu ise şöyle izah buyurayım;

Türk milleti olarak tarihin en başından beri ya soylu bir hanedanın liderliğinde ya da bileğinin ve zekasının hakkıyla yönetimi ele geçirmiş zeki, dirayetli, bileği kuvvetli bir hükümdarın liderliğinde varlığımızı sürdürdük.

Bu liderlere yönetme yetkisinin Tanrı tarafından verildiğine inandık. En kutlu dönemlerimizi başa gelebilmek için ona buna yaltaklanmayan liderler zamanında yaşadık. Yani ortada defalarca denenmiş ve başarıya ulaşmış bir yönetim biçimi var.

Bir de demokratik düzenle başa geçen liderlere bir bakınız. Atatürk’ten itibaren seçimle iktidarı elde eden hangi liderden mutlu oldunuz?

Eskiden şehzadeler, prensler, teginler iktidarı elde edebilmek için kendilerine ayrılan bölgelerde mikro yönetimler oluşturup orada yönetmeyi öğrenirlerdi. Aklı, zekası en keskin olan iktidarı elde eder ve milleti yönetirdi. Bunun için de Bursa’da başka, Konya’da başka, Hakkari’de başka konuşmak zorunda kalmazlardı. Mülk zaten onların malı olduğu için yarını, çoluk çocuğunu düşünmek adına çalıp çırpmazlardı.

Seçimle gelenlere bakın… Var mı çalmayan? Var mı yalan söylemeyen? Var mı adam kayırmayan? Var mı aldatmayan? Var mı aldanmayan…

Koca koca insan olmuşlar ama insan olamamışlar. Onların attıkları yalanların, yaptıkları iki yüzlülüklerin, ahlaksız davranışlarının onda birini 10 yaşındaki kardeşiniz, çocuğunuz, yeğeniniz yapsa ağzına iki tane vurursunuz adam olsun diye. Ama her seçim dönemi paşa paşa gidip daha kişiliği bile oturmamış çocuğunuza yakıştıramadığınız davranışların on katını yapan adamları başınıza lider diye seçebiliyorsunuz.

Ben bunda herhangi bir mantık veya vatanseverlik göremiyorum.

Bu yüzden bu sistemi beslemek, desteklemek, oy vermek hiç de iyi bir şey değildir. (daha güzel şeyler söylerdim de neyse…)


Şimdi aklınızda iki soru var:

1- Ne yani demokrasiye karşı mısın?

2- Başbuğ Atatürk’e ve kurduğu demokratik düzene şekil mi yapıyorsun?

1. Sorunun cevabı: Türkiye’deki haliyle demokrasiye karşıyım.

2. Sorunun cevabını ise linkteki yazımı okuyarak öğrenebilirsiniz: https://otukendergi.com/ataturke-sitem-mektubu/


Yazıdan çıkarılacak sonuç:

Orospunun vergisi, imam doyurmayacak!
Demokratik düzeni Türkçü gençlik yıkacak.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone