Yüz Yılda Ne Değişmez?

On binlerce yıl varlığını sürdürmüş bir milletin yüz yılda değişmesini bekleyemezsiniz. Son 400 yılda ne kadar çakal varsa hepsinin sırtından bıçakladığı, yedi düvelin durmaksızın saldırdığı bir milletin yüz yılda kendisine gelmesini bekleyemezsiniz. Tarihin en eski dönemlerinden beri “etkin” olarak rol oynayan bir milletin varlık sebebini anlamadan onun yok olmasınıysa hiç bekleyemezsiniz.

On binlerce yıldır yaşayan Türk milletinin bunca yıllık birikimini belleğinde biriktirip pişirmiş aksakalların sözüne kulak verin: Acele işe şeytan karışır.

Bazı şeylerin çabuk, belki de hiç değişmediği gerçeğini daha iyi anlatmak için, size Suriye meselesinden bir örnek vereyim.

Halep’in son Türk kumandanı Mustafa Kemal Paşa’dır. Paşa, İngilizlerin Arap yarımadasında Türk devletine hücumlarının şiddet ve sıklığını arttırdığı bir dönemde 7.Ordu komutanı olarak görevlendirilmiştir. 7.Ordu İngiliz saldırılarını püskürtse de 8.Ordu saldırılara dayanamamış ve dağılmıştır. 30 Eylül-1 Ekim tarihlerinde Şam elimizden çıkmış ve İstanbul’dan gelen geri çekilme emriyle Mustafa Kemal Paşa da Halep’e geçmiştir. Baron otelini karargah olarak kullanan bu büyük deha, dağınık halde bulunan Arap birliklerini dize getirmiş, Halep’te bizzat sokak çatışmalarını yöneterek İngilizleri bozguna uğratmıştır. Ne yazık ki mevcut durum göz önünde bulundurulduğunda ilk hedef Halep’in elde kalması değil Türkiye’nin, anavatanın zaman kazanmasıdır. Türkiye önce gerekli zamanı, sonra milli mücadeleyi kazanmıştır.

Anavatanın savunması, Halep’te başlamıştır. Bu milletin ebedi Başkomutanı olacak Mustafa Kemal Atatürk, önce Halep’teki Arap birliklerini terbiye etmiş, ardından Türk askerine komuta ederek sokak çatışmalarını yürütmüş, Halep’i havadan ve karadan bomba yağmuruna tutan İngilizleri tokatlamıştır.

Bugüne gelelim…

Yıllar önce Kuzey Afrika’da bir domino taşı misali Hükümetleri deviren “Arap Baharı” ortaya çıkmış, Amerikanın İslamcı düdükleri mazlum edebiyatı zırvalarıyla ötmeye başlamış, sözde bahar gelip Suriye’ye dayanmıştır. O güne kadar diğer ülkelerdeki muhaliflere olayları Suriye’ye sıçratmamak için yardımda bulunan Esat, bu sefer onlarla savaşmaya başlamıştır. Bir anda çok sayıda terör örgütü türemiş ve hem Irak hem de Suriye uluslararası bir savaş meydanına dönmüştür. Kukla örgütlerden sonra ABD, İngiltere, İran ve Rusya gibi devletler de bölgeye doğrudan asker göndermiştir. Bugün kahraman Türk ordusunun da “Fırat Kalkanı” operasyonunu icra ettiği Suriye’de oluşan cepheleri iyi değerlendirmek gerekir.

Uçak krizi sonrası birçoğumuzun yaşadığı ilk duygu, milliyetçiliğimizin okşanması olmuştu. Soğuk savaş sonrası ilk defa Rus uçağı düşürülmüş, onu da biz (!) yapmıştık. Ayrıca gerekçe sınırlarımızın ihlal edilmesi olunca, uçağın vurulmasına muhalefet edenleri korkaklıkla suçlamıştık. Ancak muhalefet edenlerin büyük kısmının gerçek derdi başka olsa da, akl-ı selim düşünenlerin haklı çıktığını görmüştük. Ben de bir süre sonra 90’lı yıllarda sınırlarımızın ABD başta olmak üzere uluslararası koalisyon tarafından denizde, karada ve havada ihlal edildiğini göz önünde bulundurup şimdi neden savaş naraları atıldığını sorgulamaya başlamıştım.

O sıralarda Türkmendağı meselesi vardı, bir de Türkmendağı bombalanana kadar Türkiye’de Türk kimliğine alerjisi varmış gibi davrananların birden bire milliyetçi kesilmesi gibi bir gariplik de söz konusuydu. Ümmetçiler milliyetçi kesilmiş, Türkmendağı meselesini gündemden düşürmez olmuştu.

Acaba menfaat neydi? Yurt dışında soydaşlarımıza, yurt içinde Türklük kavramına alerjisi olanlar, Türkmen soydaşlarımızı öne sürerek katledilmelerine sebep oluyor muydu? İşin ekonomik ve diplomatik tarafları var mıydı? Şimdilik sorularımızı sorup devam edelim.

Bugün Mehmetçik Suriye’de son derece önemli bir operasyon yürütmektedir. Bu operasyonda Mehmetçik’in sıktığı her mermi Batı dünyasının beyninde patlamakta, atılan her gülle şeytan saraylarının dibine düşüp patlamaktadır. Dost görünenlerin, her dost görünenin yaptığını yapıp Rusya’nın Ankara elçisini sırtından vurması birçok gerçeği de gözler önüne sermiştir. Herkes katilin hangi eliyle tekbir getirdiğine takıldı ama kimse İslamcı-Amerikan müttefikliğini, Halep’in düşmüş olmasını, ABD’nin az da olsa sesini kısıp düdüklerinin sesini yükseltmesini dikkate almadı. Neticede Rus elçiliği önünde protesto gösterisi yapanlar, kısa süre sonra “Elçilik önünde yürüyelim.” demeye başladı. Dahası, “Biz Rusya ile beraber ABD’yi saf dışı bıraktık, suikast gerçekleştirilip mesaj verildi.” denildi.

Biz bir günde mi Rusya ile anlaşıp ABD’yi saf dışı bıraktık? Böyle bir şey olmayacağına göre, Halep’te yaşananların ardından gerçekleşen protesto gösterileri milli menfaat gözetilerek gerçekleştirilmiş olabilir mi?

Şimdi Türkmendağı meselesiyle Halep’te yaşananların ardından meydana gelen gelişmeleri göz önüne getirin ve birleştirin.

Ümit Özdağ’ın düşüncelerinin aksine, Halep’te kaybeden Türk devleti değil ABD ve onun “kişisel” müttefikleri olan İslamcılar olmuştur. Dolayısıyla elçi suikastı Türkiye’yi Rusya karşısında Suriye’de zor duruma filan düşürmeyecektir. Rusya suikastı kullanmak istese, vereceği tepki olumlu değil sert olurdu. Suikastın gerçekleştiği gece Moskova’da bir Dış İşleri görevlisinin evinde kafasına sıkılarak öldürüldüğünü de bilelim. Halep’in aylardır bombalandığını, işler aleyhte işlemeye başlayınca İslamcıların ötmediğini, Halep’e gönderilen yardımların neredeyse tamamının teröristlerin depolarından çıktığını da unutmayalım.

İşin bilgi kirliliği noktasına da değineyim. PKK terörünün yaşandığı Türkiye’de nasıl propoganda yapılıyor? Mesela, “Burası Rakka değil burası Şırnak!” diye sosyal medyada birtakım resimler paylaşılıyor; ama resimler gerçekten Rakka’ya ait çıkıyor. TSK Kuzey Irak’ta PKK’nın uyuşturucu depolarının da bulunduğu bir köyü vuruyor, gazetelerde ölmüş bir hamile kadın resmi paylaşılıyor; halbuki arşivlerde resmin 2-3 yıl önce de kullanıldığı tespit ediliyor. “Hakkari yanıyor!” diye resim paylaşılıyor; ama Çin’de yaşanan patlamadan görüntüler alınıyor. Üstelik bir tek devlet düşmanı da çıkıp “Bu gökdelenler Hakkari’de ne arıyor?” diye sormuyor.

Hemen hemen aynı durum Irak ve Suriye için de geçerlidir.

Daha önce Genç Atsızların resmi Facebook sayfasında Bağdat’ta kameralara yansıyan kolpa patlama görüntüleri deşifre edilmişti. Savaş meydanı artık ciddi ölçüde film setine çevrilmiş durumdadır. Yine Hollywood’taki set işçilerini kıskandıracak kadar yetenekli makyözler de savaş meydanlarındaki yerini almış durumdadır. Yapımcıda para olunca film de reklam da eksik olmuyor. Halep’ten ayrılırken vurulduğu söylenen sivil konvoyundan geri kalanlara bakın: Birçoğu Amerikan çizmesi giymiş, iri kıyım genç erkekler… Keza ben kadın, yaşlı, çocuk filan da görmedim aralarında… Halep’te kaybeden ABD cepheyi genişletip Türkiye’ye asker kaydırıyor, diye düşünmemek elde midir?

Bilgi kirliliği için sosyal medyada kullanılan birkaç sahtekarlığa bakalım:

benazir Benazir Butto suikastından sonra çekilmiş olan bu resim, Halep’te çekilmiş gibi paylaşılıyor.

ademozkose isidademozkose İslamcı düdük ötüyor ama kulak ağrıtıyor. Resim, IŞİD tarafından gerçekleştirilen bir katliam sonrası çekilmiş.

fiilitinbebek Filistin’de ölen çocuklardan ne kadar prim yapabilirsiniz? Soldaki resmin kullanılış amacı bu soruyu sorduruyor.

muzikklibi Bu klipteki resim, İslamcı yazarların en sevdiği edebiyat malzemelerindendir. Klipten çekilen bu görüntü, Halep’te imiş gibi paylaşılıyor.

***

TSK’nın niye Suriye’de olduğunu iyi anlayalım. Bir savaşın içine girip kayıp verince yırtınmak bizim değil teröristlerin özelliğidir. Bilin ki yüz yıl önce olduğu gibi bugün de Türkiye’nin savunması Suriye’den başlamıştır. Bu sebeple “Benim askerim Suriyeliler için niye ölüyor?” demeyin. Suriye’deki savaşın ömrü azaldı. Suriyeliler de elbet geri gidecek; ama bu da öyle sosyal medyada Başbuğ Atilla’nın “Sınırlarınızda sorun varsa çare sınırlarınızı genişletmektir.” sözünü paylaşıp “Ne işimiz var Suriye’de?” demekle olmuyor. 15 Temmuz gecesi içeride ve dışarıda işgale, iç savaş ortamına hazırlanan alçakları unutmayın. Kahramanlar yurdu yaşatmak için can vermeye devam ederken düşmanın sesi olmayın. Vatanı korumanın mutlaka bir bedeli vardır. Son olarak unutmayın: “Savaşı Mustafa Kemal kazanacak!”

“Yüzyılda ne değişmez?” sorunun ilk cevabı, vatan evlatlarının ödediği bedeldir.

Tüm şehitlerimizin ruhu şad olsun.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone