Zihniyet Meselesi

YusufhanGuzelsoy

Eskiden “Namus iki bacak arasında değildir.” dendiği zaman boşa felsefe yapıldığını düşünüp karşı çıkardım. Meselenin insanın sadece nefsine sahip çıkmasından ibaret olduğunu söyler, bunun da kolay bir şey olduğuna inanırdım. Türkiye’de son zamanlarda yaşanan hadiseler gösteriyor ki mesele gerçekten iki bacak arasında değilmiş. Meselenin en büyük suçlusu da ağacı yaş iken eğemeyenlermiş.

Erkek çocuklarının nasıl yetiştirildiklerini hepiniz gayet iyi biliyorsunuz. “Hadi oğlum göster amcalarına!” diye yetiştirilen çocuklar, gurur duyacakları özelliklerini ve hayatlarının gayesini iki bacak arasında arayarak büyüdüler. Karşı cinse laf atmayanın, taciz etmeyenin, dövmeyenin delikanlı sayılmadığı bir toplum meydana geldi. Aynı toplum Müslümanlıktan geçinip İslamcı görünmeye çalıştığı için de riyakârlık zirve yaptı. Her gün başka biriyle birlikte olan erkeğe helal olsun deniyor, her gün başka biriyle birlikte olan kadına denmeyen söz kalmıyor. Yanlış herkes için yanlıştır. İşte şort giydiği için tekmelenen kadın bu riyakârlığın son mağduru, kadını tekmeleyen şaklabanın serbest bırakılması da son icraatı oldu.

Bu ülkenin yarısından fazlası siyasal İslamcılar tarafından yönetiliyor. Ülkenin her yanında, reklam tabelalarında çıplak erkekleri, çıplak kadınları görebilirsiniz. Televizyonları açarsanız, çıplak şarkıcıları görebilirsiniz. Gazete okumak isterseniz çıplak sosyeteyi görebilirsiniz. Şarkı sözlerinin, film repliklerinin cinsel içerik oranının ne kadar yüksek olduğunu görebilirsiniz. Her yanı çıplaklıkla dolu bir toplumun ahlakının bozulmamasını bekleyemezsiniz.

Öyleyse bu siyasal İslamcılar ne yapıyor bu konuda?

Her zamanki gibi sermayeye bakıyor… Yıllardır Türk düşmanlığı konusunda geri adım atmayan adamlar, ahlaksızlığa karşı verdikleri iki cümle beyanı da gelen tepkiler karşısında geri çekiyor.

Var mı kadınları tekmeleyenlerin, bıçakla saldıranların makam sahiplerine saldıracak cesareti?

İnsanla hayvan arasındaki tüm farklılıkları kaldırıp “insanca yaşamak” iddiası altında türlü hayvanlıklar yapan sınırsız özgürlükçüler de bu konuda suçludur. Sokak ortasında ilişkiye girmek insani değil hayvani bir harekettir. Sokaklarda anadan doğma vaziyette eylem yapmak, yürüyüşlerde mide bulandırıcı rezilliklere imza atmak da bu hayvani hareketlerden bazılarıdır. Her ortamda, her yayında, her konuşmada, her yazıda kadını ve erkeği cinsel nesne olarak sunmak, üstüne bundan para kazanmak, modern genelev ticaretini doğurmuştur.

Bu yanlışların yanında, kız ve erkek çocuklarının sadece ülkemizde değil tüm dünyada çocukluklarını yaşamıyor olması da önemli bir etken olmuştur. Mesela bebekler için psikologların yaptığı bir uyarı vardır: Yetişkinler bebeklerini dudaktan öpmemelidir. Bu durum büyüdüklerinde başarısız evlilikler yapmalarına neden olabiliyor. Küçük çocuklar düğünlere damatlık ya da gelinlik giydirilerek götürülmemelidir. Bu da küçük yaştan olgun insanlara özenmelerine ve onlar gibi yaşamak, onlar gibi davranmak istemelerine yol açıyor. Sigara ve cinsellik yaşının düşme nedenlerinden biri bu, diğeri de emin olun sizlere masum gibi gelen çocuk kanallarıdır. Bu kanallarda özellikle seçilen oyuncular, örneğin Miley Cyrus gibi çocukların hayran olduğu tipler, büyüdükleri zaman tam bir cinsel nesne olarak sunulmaya başlıyor. Bu da onların bu ünlüler gibi yaşama ve davranma isteğini arttırıyor. Çocukların biyolojik olarak nefret etmeleri gereken yaşta cinselliğe ilgi duymaları bundandır.

Olgun bir insanın bebekken bebekliğini, çocukken çocukluğunu, gençken gençliğini, ihtiyarken de ihtiyarlığını yaşaması lazımdır. Bunlardan bir aşamayı atlayıp diğerine geçerseniz ruh sağlığınız dengeli olmayacaktır. İkiden sonra dört gelirse bütün matematik yanlış olur.

Haydar Dümen yazısı gibi oldu, demeyin. Yazılması gerekenleri yazdım.

Türk töresinde kadının erkek, erkeğin de kadın düşmanlığı yoktur. Maçoluk, feministlik gibi aşırılıklar tasvip edilecek, Türkçüler tarafından benimsenecek karakteristik özellikler değildir. Aile bu cinslerden meydana gelir. Bu aşırılıklar aile kurulmasına, kurulan ailenin de mutlu yaşamasına engeldir. Aile bozulursa millet bozulur. Aileyi bozan bir diğer etken, yetişkinliklerin çocuklarına uzak davranmasıdır. Telefon ve bilgisayarlar, aile fertleri arasındaki bağları günden güne zayıflatıyor. Buna da dikkat edilmeli ve Türk eğitim sistemi buna göre düzenlenmelidir. Okullarda öğretmenler öğrencilerini mutlaka uyarmak zorundadırlar.

Kısacası toplumuzdaki ahlak sorunları cinsiyet değil zihniyet meselesidir. Zihniyetin düzelmesi lazımdır.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+Email this to someone