Gaspıralı İsmail

19.yüzyılda, “Milletler Zindanı” olarak adlandırılan Çarlık Rusya’sında esaret altında olan 30 milyon Türk; cehalet ve sefaletin de esiriydi. Eğitim görmeleri için ellerindeki iptidai medreselerden başka kurum bulunmamakla beraber bu medreseler de yalnızca Kuran okutuluyor, modern anlamda bir müfredat bulunmuyordu.
Rus Çarları; Türkleri sürekli ve toplu olarak sürgün ve katliamlara maruz bıraksalar da izledikleri bu siyaset hedefledikleri demografik dönüşümü sağlamıyor, Panslavist politikalar Türk yurtlarında hedefe ulaşmıyordu. Bu sebepten Çarlar ve hükümetleri yöntem değiştirerek, Ruslarca ‘Parçala Yut’ şeklinde sembolleştirilen bir yöntemle, Türkleri onlarca ayrı halka ve kimliğe büründürme siyasetini uygulamaya koydular.
“Kazak, Kırgız, Azeri, Türkmen, Başkırt, Tatar, Yakut, Özbek, Karakalpak vs…” isimlendirmelerle yetinmeyip mahalli lehçelere kadar inen bir ‘parçalama’ yoluna gittiler. Türkleri kendiliğinden birleştiren en önemli unsur olan Türk dilinin ve Türk Edebiyatının gelişimini önleyecek tedbirlerle Rusça kelimelerin ve Rusça dil kurallarının, Türk dili ve edebiyatına girişini de yetiştirdikleri kültür misyonerleri vasıtasıyla gerçekleştirdiler. Bu anlamda en meşhur misyoner İlminski, Rus hükümetlerine Türk Kültürünün imhası ile alakalı onlarca rapor göndermiştir. Bu raporların içerisinde dikkati çeken en önemli hamle Rus-Türk okulları olmuştur. Türklerin, Rusça bilmemesinden ötürü açılmış olan bu okullarda ilk sınıflarda ‘Rus Medeniyeti ve Rus Medeniyetinin Kökenleri’ ileri sınıflarda ise Rus dili okutulacaktı. Ayrıca Türk dilinin o dönemde kullandığı ve fonetik olarak Türkler arasındaki okuma bağında sorun çıkarmayan Arap alfabesinin yerine yine Kiril alfabesinin getirilmesi fikri de İlminski’ye aittir.
İlminski’nin bu metodu Sovyet Rusyasında daha da genişletilerek uygulanacaktır.
Bütün bu baskı ve asimilasyon politikalarına karşı elbette Türklerce tepki verilmiştir. Bunlardan, örneğin; Şeyh İşan, Mercani, Feyzhani, Zerdabi gibi isimlerin etrafında birleşen hareketler milli olmaktan ziyade dini ve iptidai hareketlerdi.
Bu sıralarda Türk basını yok denecek kadar zayıftı. ”Ekinci”, “Keşkül”, “Ziya” gibi birkaç gazete ve dergi çok zor şartlarda çıkartılmaya çalışılıyordu ve Türklerin genelinin sesi olmayı başaramıyorlarlardı. Bu anlamda Türkleri ruhen birleştirecek kişi Kırım’ın küçük bir köyünde, Avcıköy’de doğan İsmail Bey olacaktı. Babası Mustafa Ağa Gaspıra köyünden olduğu için daha sonraları Gaspıralı, Rusçasıyla Gasprinki lakabını aldı.
Gaspıralı İsmail Bey’in ‘Milliyetçi’ fikirleri, Panslavist politikaları izleme fırsatı bulduğu Moskova’da şekillenmeye başladı. Türklük aleyhine yapılan yayınlar ve genel politikaları burada yakından takip etti. Yusuf Akçura; “Gaspıralı İsmail Bey, ilk milli hissi, milli şuuru Moskova’da iken duymuştur” demiştir.
Gaspıralı İsmail Bey’in ruhunda kopan bu fırtına ‘Moskovski Vedemosti’ gazetesinin saldırgan yazarı Mihail İvan Katkof’un Girit isyanı ile alakalı olarak Türkler aleyhine yazdığı yazıları okumasıyla Türkçülüğe dönüşmüştür. Henüz 16 yaşında iken Türklere yardım için arkadaşı Mirza Davutoviç ile Don-Volga nehirleri üzerinden 45 gün kayık çekerek Kırım’a ulaşmışlar, burada Odesa’ya gelip kaçak şekilde bindikleri gemide yakalanarak, ailelerine teslim edilmişlerdir. Gençliği katı Rus istibdadında Türklük için yaptığı heyecanlı eylemlerle geçmiştir.
Gaspıralı İsmail Bey zamanla fikirlerini sistemleştirmiş, Türk Dünyasının tamamına hitap edebileceği bir yol olarak yayıncılığa yönelmiştir. “Tonguç” ve “Mirad-ı Cedid” adıyla Türkçe çıkarmak istediği mahalli dergiler Rus hükümetince reddedilmiş, 1883 yılında Rusça tercümesiyle basılması koşuluyla çıkartılmasına izin verilen “Tercüman” gazetesi bir süre sonra bütün Türkler arasında yayılacak ve Türkçülüğün yayılmasında büyük etki gösterecektir.
İlk zamanlar ciddi mali sorunlar çeken, ilk sayısı 320 adet basılan Tercüman’ın sonraki yıllardaki baskı sayısı 20 bine kadar çıkar.1883-1905 arası Rusça-Türkçe çıkan dergi, 1918’e kadar yalnızca Türkçe çıkacaktır.
1912’de dergi, “ Dilde, fikirde, işte birlik” sloganıyla basılmıştır. Zamanla bu slogan, ülküye dönüşerek Turancılığın basit, temel tanımı haline gelmiştir.
Tercüman’ın işlevini gerçekleştirmesiyle yeni çalışmalara başlayan Gaspıralı İsmail Bey, 1884’te geleneksel okullardan farklı müfredata sahip bir okul açar. Okuma-yazma eğitimi verilen okullar zamanla büyük başarı sağlar ve Gaspıralı tarzı bir eğitim reformu süreci başlar. Ortaya çıkan bu yeni sistemin adı “usulü cedit” (yeni yöntem) olur. Tarihe ‘Ceditçilik’ adıyla geçen bu eğitim reformu, toplumsal ve siyasal bir hareket olarak 19.yüzyılın sonlarında ünlenir ve Kırım’dan Volga ve Urallara oradan Kafkaslara kadar hızla yayılır. Türkistan’da hatta Hindistan’da kendine taraftar bulur.1913 yılında bu okulların sayısı yalnızca Rusya’da 700’e ulaşır. ”Ortak Dil” hareketiyle Türkçenin bütün Turan’da ortak kullanımı fikri günümüzde de eşi bulunmayan bir tasarıdır. İstanbul Türkçesinin merkeze alındığı bu tasarıda yine “dilde birlik” ülküsünün esasını kapsıyordu.
Bu yenilik hareketlerinin başarıya ulaşmasından sonra 1905’te Novgorod’da, Rusya Müslümanları 1.Kurultayı’nın başkanlığını yapan Gaspıralı İsmail Bey, bu toplantının gelenekselleşmesi için çaba harcar ve iki toplantı daha yapılmasını sağlar.
Gaspıralı İsmail Bey bu tarihten itibaren Türk Dünyası’nın büyük yolbaşcısı olarak görülmeye başlar. Onun hakkında;
“Milletin babası”, “Dahi”, “Turan’ın eşsiz medeniyet kahramanı”, “İlerici Ordusunun bayraktarı”, “Türk yurdunun eşsiz önderi” vs. çok sayıda övgüde bulunulmuştur.
Gaspıralı İsmail Bey usanmadan Türk Dünyasını dolaştı, çeşitli konferanslar ve dersler vererek çok sayıda gencin Türkçülük saflarına geçişini sağladı.
Gaspıralı İsmail Bey, 11 Eylül 1914 günü vefat etti. Cenazesi büyük bir kalabalıkla eşi Zühre Hanım’ın yanına defnedildi.
Mekanı cennet, Türk ırkı sağ olsun.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone