Haram Saltanatının Sahipleri Aklı Niye Dışlar?

Türk dünyasının, İslam dünyasının, Asya’da sömürülen milletlerin bugün içinde bulunduğu durumun baş sebebi, akıl ve ilmin dışlanmış olmasıdır. Türk dünyasının sorunlarının temel nedeni üzerine düşündüğümüzde, genelde benzer cevaplar verilir: Ahlak ve din bozulmuştur; kültür yozlaşmıştır; tarih unutulmuştur ve saire… Oysa bunlar neden değil, birer sonuçtur. Bütün bu sonuçları doğrudan nedenlerin başında da, yazının başında da ifade ettiğim gibi, akıl ve ilmin dışlanması gelir. Bu kavramlar yeri gelir dilden düşmez. Yeri gelir, bunlar üzerine uzun uzun nutuk atılır. Diğer yandan, belli bir grup da açıkça bu kavramlara karşı cephe alır. Akıl ve ilmin insanı cehenneme götürdüğü abuk sabuk iddialarda bulunur.

Dikkat ediniz: Eğer bir İlahiyatçı, çıkıp Hz.Ayşe’nin yaşının 9 olmadığını, evlendiği zaman daha büyük bir yaşta olduğunu söylüyor ve buna dair kanıtlar sunuyorsa, buna bir deist veya ateist pek karşı çıkmaz. Çünkü onlar kanıtı görür, sorgular ve ona göre bir sonuca varır. İnanmasa bile, karşı tarafı ithamlarla yıpratma yoluna gitmez. Oysa din üstünden saltanat kuranlar öyle değildir. Onlar için Hz.Ayşe’nin 9 yaşında evlenmemiş olduğunu söylemek, elde bulunan kanıt ne olursa olsun kafirliktir, sapkınlıktır. Neden böyle bir tavır ortaya koyarlar peki? Çünkü asıl sapkınlık, asıl sapıklık onların içindedir.

Yine dikkat ediniz: Hz.Muhammed’in sünneti, son derece sinsi ve düşmanca bir tavırla; sakal, kıyafet, oturma ve kalkma, saçın uzunluğu, bıyığın şekli gibi birçok “şekilci” davranışa dayandırılmakta; hoşgörü, sabır, ahlak, haramdan uzak durma, güleryüz, küfürsüz konuşma ve daha pek çok güzel davranış ise ikinci plana itilmektedir. Kısacası, sakalın boyu, ahlaksızlığın boyundan hep kısa kalmıştır.

İnsanlığın en ilkel çağlarında bile, hatta belki dil kavramının daha olgunlaşmadığı çağlarda dahi, kendini olağanüstü gören, diğer insanları sömürmeyi kendine hak sayan, kendini seçilmiş birey veya seçilmiş zümre gören kimseler vardır. Dinler, dinlerin temsilcisi olan peygamberler, peygamberlerin getirdiği kitaplar… Bunların hiçbiri, bu türlü bir büyüklenmeyi, kibirlenmeyi yok edememiş, dahası, büyüklenen sözde seçilmiş zümre kibrini dinlerin maskesi altına saklamıştır.

Uzakdoğu coğrafyasında da din üstünden saltanat sürenler vardır, medeni Avrupa’da da, vahşi Amerika’da da… “Kral-rahip” kavramının en acı, en ağır şekilde yaşandığı, yüklenen görevlerden ötürü insanların kral-rahip olmaktan kaçtığı ilkel denilen Afrika kabileleri bile bu saltanata yabancı sayılır. Çin’de, kendini tanrı ilan edip biblosunu sattırarak, dünyanın her yerinden gelen ziyaretçileri söğüşleyen şarlatanlar vardır. Milyonlarca insan, gidip bu şarlatanları görmek için para harcar, büyük çilelere katlanır, tepelere tırmanır, etten kemikten bir putu görür ve ülkesine geri döner. Bu şarlatanlar aklı sever mi?

Soyunu Hz.Muhammed’e dayandıran bir şeyh zevk ve sefa içinde yaşarken, kendisi için karın tokluğuna çalışan ve bu yolla cenneti garantilediğini düşünen garibanlar vardır. Bu şarlatanlar aklı sever mi?

Eski azizlerden birine ait cesetten kopardığı ayağı binlerce zavallıya öptüren papaz; insanlara “Tanrı sevgidir, İsa sevgidir” diye vaaz verip, Afrikalıların karnını İncil ile doyurmaya çalışan ama, bir yandan da binlerce sübyancılık ve eşcinsellik vakasını örtbas etmeye çalışan bir Kardinal, aklı sever mi?

Siyonist bir Yahudi, bir sürü Arap devletinin tam ortasında siyonist bir devlet kurmuş, bunları savaşlarda yenmekle kalmamış, açık veya gizli kontrolüne almış. Bu siyonist Yahudi, aklı sever mi?

İşte bu son soru, yani bir siyonistin aklı sevip sevmemesi meselesi irdelenmelidir.

Hem İslam hem Hristiyan dünyasında aklın dışlanmasının bir numaralı faili dönme Yahudilerdir. Sabetayları kastetmiyorum. Yahudilere ait inanışları biraz değiştirip İslam’ın içine ekleyen (Ki buna İsrailiyat denir), gerçekten Müslüman olduğuna hemen hiç kimsenin inanmadığı Yahudilerden bahsediyorum.

Hristiyan dünyasının nasıl ki Pavlus’u varsa ve bu Pavlus, Hz.İsa’ya ait olmayan sözleri ona yamamışsa, bu yolla Hristiyanlığı bozmuşsa, İslam dünyası içinde de bu görevi Kab El-Ahbar ve sadık takipçisi Ebu Hureyre üstlenmiştir. Bunlar Yemenli Yahudiler olup Hz.Ömer’e düzenlenen suikastın da bir numaralı sorumlusudur.

Ömer, Osman ve Ali’den sonra gelen Muaviye, bu Yemenli Yahudi çetesini daima kendi menfaati için kullanmış ve onların uydurdukları hadislerin üstünde yükselmiştir. İslam dünyası içinde şekilci ve art niyetli menfaat süren saltanat sahiplerinin gözünde “hazret” olmasının sebebi de budur. Kısacası Muaviye onların yalanlarından yararlanmış; onlar, Yahudi çetesi, Muaviye’nin saltanatından faydalanarak İsrailiyat hükümdarlığını kurmuştur. Türk dünyasına zarar veren en büyük sıkıntılardan biri de budur. İsrailiyat üstünden, Arap ve Yahudilerin din dışı kültürleri Türk kültürüne etki etmiştir. Bu durum da doğal olarak Türk toplum yapısına zarar vermiştir.

Düşünen, sorgulayan, araştıran ve nihayet üreten insanı, saltanat sahipleri sevmez. Çünkü bunları yapan insan özgürleşir. Eğer bir yerde yalan, sahtekarlık, ahlaksızlık, vatana ihanet üzerine kurulmuş bir saltanat varsa, orada özgürlüğe karşı korku vardır. Bu korku da akıl ve ilim düşmanlığı doğurur. Bu düşmanlık beraberinde bilime, tekniğe, felsefeye karşı nefret getirir. Bu nefretle birlikte türlü felaketler başlar.

Aklın dışlandığı yerde her türlü ahlaksızlık vardır. Bir yerde dincilik yükselirken orada ahlaksızlıkların, paragöz ve açgözlülüğün, düzenbazlığın da yükselişi başlıyorsa işte tam olarak sebebı budur: Akılsızlık.

Bir Türk kızı, herhangi bir spor dalında birinci olur. Bu durum haber olur ve haberin altında hemen şu yorumu görürsünüz: “Keşke namaz kılma yarışında birinci olsaymış.” Şu da muhtemeldir: “Keşke başında türban olsaymış.” Ne yazık ki son zamanlarda şu rezil anlayışı görmek de mümkün: “Böyle giyinirsen tecavüz edip öldürürler.”

Şu veya bu değil, bu tarz ahmaklıkların tek sebebidir akılsızlık. Bu saçma düşünceler cehaletten çıksa, cehalet iyileşebilir, ki bilgi deryası içinde hepimiz birer cahiliz. Ancak bu ahmaksızlık bir tek akıl denen nimetten habersiz olmakla açıklanabilir. Biraz klişe olacak ama eğitim sisteminizi sorgulama, düşünme, araştırma ve üretmeye yönelik değil de hayatın her alanında olduğu gibi şekilciliğe uygun şekilde kurarsanız, ancak akılsız bireyler yetiştirirsiniz. Akıllı insanlar ise sadece kendini yetiştirebilenler arasından çıkar. Oysa eğitim sistemi teşvik edici olmalıdır.

Güvercinin biri, her gün kilisenin çanına pislermiş. Papaz bu durumdan usanmış. Güvercini yakalamak için çanın yanına şarap koymuş. Ertesi gün çan kulesine çıktığında güvercini yarı baygın halde bulunca kolaylıkla yakalamış ve şöyle demiş: “Müslüman olsan şarap içmezsin. Hristiyan olsan çana pislemezsin. Nesin sen?”

Karar ver. Nesin sen? Türk isen, Türklüğünü bileceksin. Eğer Tanrıya ve herhangi bir dine inanıyorsan, kendin öğrenecek, kendin okuyacak, kendin araştıracaksın. Elbette danışacak ve yeri geldiğinde tartışacaksın. Ancak tüm bunlardan önce, tabiri caizse iki cami arasında beynamaz olmaktan kurtulacaksın.

Türk dünyasının tek kurtuluş yolu vardır: Her alanda akılcı olmak ve ilime, bilime değer vermek. Araştırmak, okumak, sorgulamak, üretmek. Dilde, işte, fikirde birliğin yolu buradan geçer.

 

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone