Memleket Meselemiz: Yeni Yıl

Her sene olduğu gibi, bu sene de yeni yıl kutlamalarını tartışıyoruz. Her sene tartışıyoruz ama, yeni yıl ve Noel’in aynı şey olmadığını henüz öğrenemedik. Yeni yılı Noel, Noel’i yeni yıl zanneden iki şirin mi şirin kitlemiz var ve bunların gizli bir tarikat üyesi olması, ana hedeflerinin ülke gündemi olması kesin diyebiliriz (!).

4.yy’dan itibaren kilise, İsa’nın doğum gününü 25 Aralık olarak kabul etmiştir. O gün bugündür 25 Aralık, Noel kutlamalarının yapıldığı tarihtir. Bunu ister Türkler olsun ister Türk olmayanlar, yeni yılla özdeşleştirmek yanlıştır.

Diğer yandan, çok eski tarihlerden beri yeni yıl veya mevsimler için kutlamalar vardır. Nevruz, bu veya başka adlarla başka pek çok toplumda vardır. Aynı zamanda çok eski tarihlerden beri gelen bir gelenektir. Sümerler için, Nevruz, İnanna ve Dumuzi’nin kavuştuğu dönemdir. Baharın gelişi, Sümer medeniyetinde böyle anlamlandırılmıştır. Bu mevsimde havaların güzel olması, doğal olarak pek çok toplumda şenlik sebebi olmuştur.

Her mevsimin, her günün, her saatin birçok medeniyette olumlu veya olumsuz anlamları vardır ve bunların bir kısmı özel gün veya günler kabul edilmiştir. Yeni yılın bu anlayıştan nasiplenmemesi mümkün müdür?

Gereksiz işlerle uğraşıyoruz. Bu yüzden yıllarımız bomboş geçiyor. Aziz Sancar’lar dışarıda değil Türkiye’de nasıl yetişir, diye düşünmemiz gerekirken, yeni yıl kutlama meselesini konuşup duruyoruz. Doğu Türkistan veya Karabağ’da zulüm yapanlar, yeni yıl için temennide bulunanların gördüğü tepkiyi görmüyordur.

Noel meselesinin kültürel boyutunu ise gözardı edemeyiz. Hristiyanlığı benimsemiş soydaşlarımızın inanç ve geleneklerine saygısızlık edemez, onları rencide edemeyiz. Aksi durum Turancılık olamaz. Türk’ü dininden ötürü dışlayanın davası Turancılık olamaz.

Ancak…

Türk dünyasında İlminisky’den beri devam eden bir misyonerlik faaliyeti vardır ve bu faaliyetler din üstünden Türklük şuurunu baltalama, yok etme amacı taşır. Kazakistan’da Ibıray Altınsarin’in Kazak kimliğine bağlılığının nasıl kullanıldığını, din üstünden Türk dünyasının birliğine nasıl sinsi darbeler vurulduğunu unutmamalıyız.

Bu faaliyetler bugün de devam etmekte ve çeşitli misyoner gruplar Türk dünyasında faaliyet yürütmektedir. Bişkek’te, Yehova Şahitleri denen grubun nasıl bir faaliyet yürüttüğüne bizzat tanık oldum.

Diyeceğim o ki bir kültürü asimile etmek isterseniz ya da asimile edilmek istenen bir kültürü kurtarmak isterseniz, bir noktada aynı yöntemi seçebilirsiniz. Mesela, Noel’i ve Noel Baba karakterini Türk kültürüne dahil ederek misyonerlik faaliyeti yürütebilirsiniz. Buna karşın, Türk kültürünü korumak için, bu geleneği millileştirme yoluna gidebilir ve iki zıt cephenin ortak noktada buluştuğunu fark edemeyebilirsiniz. İkisi de zararlı harekettir. Sözün özü, Ayaz Ata diye bir karakter, Türk tarihinde karşılığı olmayan, Noel Baba’nın tabiri caizse kripto halidir. Çeşitli Türk topluluklarındaki temsili yanıltıcı olmasın. İşin tarihi boyutunda Türkçülük yapıldığı zannedilerek bazı gelenekleri Türklüğe bağlamak, ona zarar vermekten başka bir şey değildir.

O yüzden, sosyal medyada “Ayaz Ata, Noel Baba’yı döver” kabilinden dönen paylaşımları görmezden geliniz. Böyle bir şeyin olması için, adına ister Noel ister Ayaz deyin, kastedilen karakterin “şizofren” olması gerekir.

Bizim kültürümü zengindir, derindir. Bütün dünyayı beslediği ve birçok kültürle alışveriş içinde olduğu ve olmaya devam ettiği gizlenemez bir gerçektir. Kimse bir şey yapmasa ve hatta dünyadaki bütün insanlar birleşip gizlemeye kalksa bile Türk medeniyeti göz alıcı bir şekilde parlayacak, kendisini görmezden gelen gözleri kör edecektir. Ona yapay müdahalelerde bulunmak, ışığına zarar vermektir.

Son olarak…

İsteyen, yıl başına 10 saniye kala, amuda kalkıp öyle yeni yılı karşılasın. İsteyen meyvesini yesin, isteyen duasını okusun, isteyen namazını kılsın, isteyen hiçbir şey yapmasın. Bu memleket meselesi değildir. İşin edebi tarafında, hepimizin ömründe geride bırakılan bir yıldan başka bir şey de değildir. Birtakım katillerin yeni yılı kutluyor diye katliamlara girişmesinin bile normal karşılandığı; Doğu Türkistan, Kırım, Kerkük, Karabağ ve nice Türk yurtlarının bunca sıkıntıları yaşadığı yılların bir an önce geçip gitmesini istemeyeceğiz de neyi isteyeceğiz?

Bu yazı vesilesiyle, 2020 yılının bütün Türk dünyasına birlik ve dirlik getirmesini temenni eder, milletimizin bütün Turan coğrafyasında güzel bir yıl geçirmesini dilerim. En başta, 2020 ve sonrası, Türk dünyasında bilim ışığının en güçlü şekilde yandığı yıl olsun.

Tanrı Türk’ü korusun.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone