Son Bir Yazı

“Bir, şehit anası için çok en büyük sayıdır.”

Caner Kara

Suriye’den yine acı haberler aldık. Çok insanımız kaç şehidimizin olduğunu sorguluyor. Ancak unuttuğumuz bir şey var ki bir şehit demek, bazen yüzlerce şehidin habercisi demektir. Zamanında “Birkaç şehit oldu diye…” diyen yetkililerimiz vardı, tepki gösterenlere hain de dendi terörist de. Yakın zamanda sayın Cumhurbaşkanı “Birkaç şehit…” ifadesini kullandı; bu ifadeden hoşlanmayanlar da aynı ithamlarla karşılaştı. İş bu raddeye geldikten sonra sayılara değil Mehmetçik’e ve onun kanı üstünden yapılan hesaplara dikkat etmek gerekir.

Sosyal medya birçoğumuzun bildiği üzere bilgi kirliliğinin yoğun olduğu bir yerdir. Burada ne gaza gelip aklı terk etmek doğru olacaktır ne de yalan yanlış bilgilerle devlete, orduya karşı düşmanlık gütmek doğru olacaktır. Her şeyden önce Suriye’nin Türkiye öncesi bir durak olduğunu, orada devam eden savaşın bile bizi etkilediğini, savaş bitince sonucun Türkiye’ye de yansıyacağını ve yeni durak olarak ülkemizin seçileceğini göz önünde bulundurmak gerekir. Zannederim Avrupa kapılarının açılması aynı zamanda Suriyeliler üstünden bir iç savaş çıkarma ihtimalinin artmasından dolayı olmalıdır. Bu doğru bir karar diye düşünüyorum. Sebebi şudur: Milyonlarca Suriyelinin Türkiye’de olması, Suriye’deki savaşın sürüyor olmasından ne derece etkilendiğimizi gösterir. Bir o kadarının Avrupa ülkelerine göç etmesini teşvik etmek, uluslararası siyasi mekanizmaları savaşı bitirmeye yöneltebilir. Çünkü savaş sürdükçe mülteci sorunu büyüyecektir.

Bir noktaya dikkat çekmek istiyorum. Şehitler, biz birlik olalım diye şehit oluyorsa, biz de birliğimizi her durumda devam ettirelim ki artık şehit haberleri gelmesin. Normal zamanda birliğiniz bozulmazsa kimse canınızı yakamaz. Bunu anlamak çok mu zor? Futbol kavgaları, particilik, gözünün üstünde kaşın var kavgaları artık bitmelidir. Ne yazık ki “Bugün parti değil birlik günüdür” diyenlerin göremediği bir gerçek var. Osmanlı’nın gerileme devirlerinden beridir her gün birlik günü, her sorun temelde beka sorunudur. Silkelenme vaktidir. Akıllı olmak vaktidir. Köklere dönmek vaktidir. Görüyoruz ki hiçbir emperyalist kendi menfaatinden başkasının menfaatini tanımamakta, çizmek istediği sınırların dışına çıkanın canını yakmaya gayret göstermektedir.

Gelelim siyasilere…

Siyasilere, diyorum; çünkü avucunun içine aldığın düşmanı bırakmak, ateşkes çağrısını kabul etmek kurmayların, hele ki Türk kurmaylarının yapacağı bir hata olamaz. Fetih dualarıyla girilen Suriye’de olanlara bakalım: İdlib’e doğru gidince Rusya-Suriye ittifakı saldırıyor, şehitler veriyoruz. Geri çekilince ABD bizi bölgeye çekmek için terörist saldırılar düzenliyor, şehitler veriyoruz. Bu bir cehennemdir ve o cehenneme bu şanlı orduyu hangi hesaplarla gönderdik? Oraya gidene kadar her şey normal görünüyordu ama bir sorun vardı: ABD ve Rusya ile karşı karşıya geleceğimiz açıktı. Karşımızdaki devletlere şu veya bu sebepten açıktan açığa saldıramıyorsak, niye oraya gittik? Suriye’ye girmek ve terör örgütlerini vurmak doğru bir karardı. Ancak onları bir kenara koyup neden rejimle çatışmaya başladık? Biz meşru olduğunu kabul ederiz veya etmeyiz. Nihayetinde kendi ordumuzun güvenliği ve stratejisi açısından bakınca Esad’ın, TSK’nın derinlere inmesine dostça bakmayacağını biliyorduk. Bunun için istihbaratçı, subay, diplomat, stratejist vs olmaya gerek yoktur. Bunun Rusya ile bir çatışma getireceğini de hesap edebiliyorduk. Öyleyse hava unsurlarımız neden baştan oraya gitmedi? Gidemeyecektiyse, kara unsurlarının oraya gitmesinin ne anlamı vardı?

TSK’nın siyasilerden ayrı düşündüğü ve ayrı bir stratejisi olduğu kanaatindeyim. Benim görüşüme göre ordumuz Suriye ile savaşmak için değil, terörü bitirmek için Suriye’ye girmiştir. Ancak askerin siyasete karışmasından daha kötüsü siyasetin askere karışması, onun işine burnunu sokmasıdır.

Yapmayın… Mehmetçik’in kanı üstünden hesap yapmayın. Kimse yapmasın. Vatandaş da siyasi tercihi uğruna yapmasın, yabancılar da, yerliler de. Bu orduyu bu kadar yorduğumuz, yıprattığımız artık yetmez mi?

Son bir şeyi daha ekleyeyim: İsrail’in Suriye’ye saldırması karşısında sevinenler var. İsrail’in kuzeye doğru attığı her adımın hedefi bizim güneydoğumuzdur. Düşmanlarını ahmakça nedenlerle unutanın sonu felakettir.

***

Yazılarıma uzun bir ara vermeye karar verdim. Dergimizde yazmaya devam edeceğim. Son yazımı Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözleriyle bitirmek istiyorum:

“TBMM Hükümeti ordusu istilalar yapmak veya saltanatlar yıkmak veya saltanatlar kurmak için şunun bunun elinde ihtiras aleti olmaktan uzaktır.”

“Dünyanın hiçbir ordusunda yüreği seninkinden daha temiz ve daha sağlam bir askere rast gelinmemiştir.”

“Mutlaka şu veya bu sebepler için milleti savaşa sürüklemek taraftarı değilim. Savaş zorunlu ve hayati olmalıdır. Hakiki düşüncem şudur: Ulusu savaşa götürünce vicdan azabı duymamalıyım. Öldüreceğiz diyenlere karşı, ‘ölmeyeceğiz’ diye savaşa girebiliriz. Ancak ulusun hayatı tehlikeye girmedikçe savaş bir cinayettir.”