Zengine Zam Garibana Gam

2020’ye girerken yeni zamlar açıklandı. Sayın Cumhurbaşkanının maaşına hepi topu %9’cuk bir zam yapıldı ve aylığı 81 bin 250 TL’cik oldu. Emekli aylığı ise 32 bin 500 TL oldu. Devletlü vekillerimiz ise emekli olduklarında 15 bin 210 TL alacak.

Asgari ücret ise 1 Ocak 2020’den itibaren brüt 2 bin 943 TL, net 2 bin 324 TL olacak.

Bu tabloyu görünce, bazen adaletsizliğin adalet olduğunu düşünürsünüz. Kendi seçtiğin adamı ulularsan, her yaptığını mübah görürsen, aklını kullanmayıp her yalana inanırsan, sonunda ortaya böyle bir tablo çıkar ve ortaya çıkan adaletsizlik senin için adil bir ceza olur.

Bir ülkenin ekonomisini düze çıkarmak için, elbette bu konunun uzmanları çalışır, ayrıntılı şekilde incelemeler yapar ve çözüm ortaya koyar. Bu çözüm uygulanır veya uygulanmaz. Ancak bazı şeyler vardır ki onları bilmek ve onaylamak için yüksek tahsil yapmak gerekmez. Çünkü aklın yolu birdir.

Üreticiden dünyanın vergisini alma. Onun yerine üretimi teşvik et. Vatandaştan hayatın her anı ve hemen her hayati ihtiyaç için vergi alma. Üretimi teşvik edersen netice alırsın. Üretim teşvik alırsa kalite artar. Üretim artarsa ucuzluk artar. Böylece sen de 81 bin 250 TL ile geçinmek bir yana dursun, Türkiye’nin sayılı zenginleri arasına girersin.

Ayrıca, bütün siyasetçilerin en tepeden başlayarak maaşlarını düşürmek zorundasın. Devlet, seçilmiş siyasetçilere türlü imkanlar tanımakta ve üstüne on binlerce lira maaş vermektedir. Devlet makamı millete hizmet için vardır. Kimse kimsenin kafasına “Gel, vekil ol” diye silah dayamıyor. Öyleyse, gönüllü olarak meclise giren kişiler maaşlarından fedakarlık yapmak zorundadır.

Bunlar sorgulandığı zaman, örneğin Bülent Arınç gibiler, çıkıp bunların edepsizlik olduğunu söylüyor. Bu tavır, partili kocasının parasıyla başkalarını çatlatmak üzerine şatafatlı bir hayat yaşayan ve eleştirildiğinde “Allah’ım beni çekemiyorlar, la tahzen innallahe meana” diye paylaşım yapan Süslüman Sümeyyenur tavrına benziyor.

Ülkede ne yazık ki mantık sıfıra inmiştir. Ekonominin bütün yükünü işçi, memur çekmekte; üretim yapmak isteyenler yeterli teşvik alamamakta; teşvik paketlerinden faydalanmak için bile çoğu kez partili olmak gerekmekte; devletin bazı teşvik imkanlarından, örneğin, tek seferde “proje” adı altında dönerci dükkanı için bir vatandaşa 150 bin TL ödenebilmektedir.

Tam anlamıyla tüketim ülkesi olduk. Son derece tehlikeli bir yanlış yapan siyasiler bu durumu şöyle yorumluyor: Ekonomimiz iyi, o yüzden tüketim çılgınlığı var. Para yoksa bu harcamalar ne?

Vatandaş “Battı balık yan gider.” mantığı ile yaşamaya başlamıştır. Borcu daha fazla borçla kapatan insanlar zenginliğin belirtisi midir? Çoğu ithal mallara gerekli veya gereksiz binlerce lira harcayan ve bunun için tekrar borca giren vatandaş için devlet tedbir almayacak mı?

Siyasal İslamcı bir hükümet varken, bu gibi tedbir ve teşvikleri düşünmek fazla hayalcilik olur. Siyasal İslamcılar için bir devlet başkanının oturduğu koltuk, ülkedeki refah seviyesinin alametidir. Siyasetçiler ilahi seçilmişler, vatandaş da onların kölesidir.

“Vatana ihanet de etse İslamcı olması oy vermem içn yeterlidir.” diyen vatandaş… Sana naçizane tavsiyemiz şudur: Bir kere olsun sana niye Kur’an okutmadıklarından, Kur’an’ın mealinden seni niye uzak tuttuklarından şüphe et. İman ettiğini söylediğin Tanrı ayetlerine bak:

“Bir zenginlik/çoğaltma yarışıdır oyalanıp duruyorsunuz. Mezarlarınıza girinceye kadar süren bir oyun ve oynaş. Fakat hayır. Yakında bileceksiniz. Fazla uzak değil; çok yakında bileceksiniz. Evet, daha derinden bakabilseydiniz, ateşe yuvarlanmakta olduğunuzu görürdünüz. Kendi gözlerinizle onu apaçık göreceksiniz. O gün her nimetten bizzat sorgulanacaksınız.” (Tekasür; 1-8)

Maun suresi ise şöyle diyor:

“Odur ki yetimi iter, kakar; yoksulu doyurmaya özendirmez. Vay haline o namaz kılanların ki namazlarından gaflet içindedirler. Onlar, işte onlar gösterişe saparlar ve onlar iyilik ve yardıma engel olurlar.”

Kur’an-ı Kerim’deki ayetler bugün en çok kimi işaret ediyor, diye sorarsanız, bilin ki ilk hedefi siyasal İslam’dır. Onlar, tarikat ve cemaatlerle el ele verir, dini yozlaştırmak ve kendi saltanatlarını sürdürmek için her şeyi yapar.

Türk töresinin simge isimlerinden Yusuf Has Hacip ise Kutadgu Bilig’te şöyle diyor:

“Kanun sudur, akarsa nimetler yetişir.”

Biz ise adalet sarayları yapıyoruz ama, içine adalet koymayı unutuyoruz. Zümre iktidarına saygı gösteriyor ve kanunların, ekonomik şartların onların lehine olmasını doğru buluyoruz. Böylece vatanımızın kıymetini bilemiyor, rant uğruna giderek çölleşmesine, bereketli toprakların bereketini yitirmesine neden oluyoruz. Çünkü üretmeyi bıraktık; çiftçi ile toprak arasına giren siyasileri tepemize getirdik. Çiftçi küstü, toprak küstü.

Platon ise çok eski çağlardan şöyle sesleniyor:

“’Yöneticiler denenlere şimdi yasanın hizmetkarları adını vermem, yeni bir ad bulmak hevesiyle değil; bir kentin kurtuluşunun ya da yıkılışının her şeyden çok buna bağlı olduğunu düşünüyorum da ondan. Çünkü bir devlette yasa güçsüzse ve çiğneniyorsa, bence yıkılış çok yakındır ama, yasa yöneticilerin üstünde ve yöneticiler onun kölesi ise, devlet kurtuluş ve tanrıların kentlere verdiği bütün nimetlere kavuşur.”

Özetle: Adalet ve ekonomik refah, doğrudan birbiriyle bağlantılıdır. Eski çağların bilgeleri böyle söylüyor.

Zengine zam yapıp garibana gam yükleyen bir düzenin Türk töresinde yeri yoktur. Çünkü bu düzenin adı sömürü düzenidir. Adil değildir. Töreli Türk, adaletsizliğe göz yumamaz. Adaletini yitirdiği anda benliğini yitirme süreci başlar.

Ülkenin ekonomik düzeni adaletsizdir. Bir yanda, sadece sosyal medyada vücudunu teşhir ettiği için zengin olup üretmeyen ve vergilendirilmemiş kazanç sağlayamlar, diğer yanda, sadece siyasi parti tercihinden ötürü paraya para demeyenler. Bir yanda, “Maaşımı sorgulamak edepsizliktir” diyen tescilli FETÖ’cüler, diğer yanda maaşını fahiş seviyeye getiren diğer siyasiler.

O yanda, bu yanda değil, baş üstünde tutulması gereken işçi anne ve babalar… Siyasetçilere inanmıyor ve onları desteklemiyorum. Ancak 74 bin 500 TL ile geçinemeyen siyasetçiler varken, 2000 TL ile aile geçindiren işçiler siyasetçi olsaydı gözüm kapalı oy verirdim. Ne var ki ülkede seçilerek bir yerlere gelmenin de “kampanya bedelleri” var.

Bazı ilk sözler zamanı gelince son söz olur. Ne diyor Bilge Kağan:

“Az milleti çok, aç milleti tok kıldım… Yoksul milleti zengin, tutsak milleti efendi kıldım.”

Mustafa Kemal Atatürk ise şöyle diyor:

“Millete efendilik yoktur, hizmet etme vardır.”

Şimdiki siyasetçiler bir yazıt diktirse kuşkusuz şu cümle başta olurdu:

Zengini daha zengin kıldım. Garibanın gam yükünü artırdım. Asil Türk milletine efendi oldum.

 

 

 

 

 

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrEmail this to someone